Genel Kültür

Aynadaki Yüz

Buradan kaç kez geçti bu adam? Hep aynı ceket, aynı ayakkabı, aynı saçlar ve farklı yüz. Bir işi olmalı, aradığı bir şey olmalı. Bulamadığı için geliyordur buraya. Yoksa her gün bu saatlerde buradan geçmesi tesadüf olamaz. Sordum soruşturdum esnafı. Tanıyan hiç kimse yok. Gerçi beni de tanımıyor esnaf. Sabah gelip akşam gidiyorum. Günde bir bardak çay içip beş dakika konuşuyorum çaycının çırağıyla. Bir kez soru sormaya kalktı çırak. Hemen yüzümü değiştirdim. Başını önüne eğip gitti o zaman. Sorulara alışık değilim. Kapımı hiçbir anahtarın açmasına izin vermiyorum. Ustam bazen sormak ister gibi bir hale bürünüyor karşımda. Dudaklarının soru sormak için harekete geçtiğini fark ettiğim an yüzümü değiştiriyorum. O an, sonra kayboluyor başka bir ana kadar. Ustam alışkanlık sahibi bir adam, dakikası belli bir şekilde yaşıyor. Ben o dakikaları hesapladım. Mutlaka saat 12.25’te yemeğe gidiyor ve tam 28 dakika sonra gelip cebinden kehribar tespihini çıkarıyor. Evladım bana bir çay söyle demesi tespihini çıkardıktan 2 dakika sonra gerçekleşiyor. Böyle bir adam, dakikayla yaşayıp alışkanlıklarıyla ölüyor insan.

Kalbim bugün sıkışık. İlerlemeyen trafik öfkeye sebep oluyor. Bu kuraklık, yüzümdeki kuraklık ne zaman bitecek. Hasat edilecek bir şey kalmadı çehremde. Tebessüm biçildi, hüzün kayboldu, inançlar toprağa gömülü, yok bu böyle olmayacak. Dünden beri o dilenciyi düşünüyorum. El açıp da geri çevirdiğim dilenciyi. Hali garip miydi? Hayır. Diğer dilencilerden bir farkı yoktu. Allah’ı anarak bir yardım et demişti sadece. O anda yüzüm yine değişmişti. Ama dilenci tekrar o sözü söyleyince şaşırmıştım. Yüzüm değişince karşımdaki insan bir daha aynı tepkiyi vermezdi. Ama bu dilenci bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha yardım eder misin bana evladım diyebilmişti. Yoksa beni tanımış mıydı? Hayır olamaz. Beni tanıması imkânsızdı. Ben çok sık yüz değiştirirdim. Bırakın beni tanımasını varlığımdan haberinin olması bile imkânsızdı.

Acaba, yok bugün kendimi kendimle bırakmayacağım. Son okuduğum kitabın etkisi hala geçmedi. İnsan yaşarken sadece alışkanlık biriktirir diyordu. İnançları, yemesi, içmesi, uyuması, kalkması, işe gitmesi zamanla alışkanlığa dönüşüyordu. Ve sonrasında yitip gidiyordu alışkanlıklarıyla. Hava karardı iyice, yağmur yağacak gibi. Bu rüzgâr beni mutlu ediyor her seferinde. Ne zaman kendini gösterse hemen kendimi dışarı atıyorum. Bir yaprağın havaya kalkışı ve inişi sonrasında kendimi sokakta buluyorum. Bir an dursam şurada, kendimi içime saklayıp seyretsem kalabalığı. Tenhalaşıyor rüzgârla birlikte sokaklar. Özellikle ara sokaklar kaplumbağalar gibi kafasını içeri sokup uzun bir süre karanlıkta yaşıyor. O çocuk sahi niye bana bakmıştı dükkânda? Ağabey bozuk para var mı deyip yüzümü uzun süre inceledi. Yüzümü değiştirdiğim zaman parayı bozdurmadan çıkıp gitmişti. Çok garipti insanlar. Seksenler Yugoslavya’sında insanlar yüzlerini değil kimliklerini, isimlerini değiştiriyordu. Acaba unutuyorlar mıydı kimliklerini, isimlerini? Bir keresinde Bulgar göçmeni bir öğretmene sormuştum bu durumu. Hatırımda kalan pek çoğunun artık başka bir insan olduğuydu. Ben de böyle, başka bir insan mıydım? Yok, ben hiç değişmedim. Nasıl değişebilirim. İçimdekiler hep aynı renkler. Soluğum, yine nefes darlığı çeken insanlar gibi çıkıyor ciğerlerimden. Değişmiş olamam ben. Tuttuğum takım aynı. Modayı hiç takip etmem. Her seferinde deniz kıyısına gidip uzaktan kalabalığı seyrederim. Aldığım simidin pek çoğunu kendim yer, pek azını martılara atarım. Yine aynı şeyler oldu. Bunları her sefer sıralamak. Saçlarım uzadı iyice. Bir berber bulsam da gözlerime düşen kısımlarını kestirsem iyi olacak.Hep uzun saçları seviyorum. Rüzgârla birlikte dağılan saçlar, yaprağın kalkıp inmesiyle sokakta
buluyorum kendimi.

O adam, gözleri ne renkti? Siyahla karışık kahverengiydi sanki. Saçları çok uzundu. Bu tarafa baktı bir an. Gözlerim gözlerine değmiş midir? Tuhaf. Sakalları uzamış bugün. Aradığını insan ne kadar sürede bulabilir ki? Ya bulamazsa, ya kaybolmuşsa aradığı sokaklarda.

-Evladım bana bir bardak çay söyle

-Tamam usta.

-Ali bize bir taze çay

-Tamam abi.

Ne zaman başlamıştım işe? Kaybettiğimde her şeyi. Aradığımı bulduğum sandığım anda kaybolmuştum. Epeyce bir kaybolmuştum. Yüzüm çok değişmişti. Ustamın dudakları kımıldıyor. Yüzüm değişti birden.

-Taze çay geldi.

Duraksadım içimde. O adam bir kez dükkâna geldi. Bir kitap sordu. Bulabilir misiniz demişti. Ben not alıp ustama söyledim. Aynı renkti gözlerinde her şey. Saçları yer yer beyazlamış, gözaltlarındaki çizgiler belirmeye başlamıştı. Suskundu. Aradığını bulamamış gibiydi. Yine sokaktan geçti. Bu dördüncü oluyordu. Uzun zaman önce gördüğüm dilenciye benziyordu. Dilenci neden sormaya devam etmişti? Tanımış mıydı beni acaba? İmkânsızdı. Ben uzun süredir yokluktaydım.

Her seferinde yaşıyordum bunları. Yüzüm her seferinde değişiyordu. Kitap bulundu. İsmi aynadaki
yüz.

Adam hiç gelmedi bir daha. O dilenciyi hiç görmedim. Para bozdurmak isteyen çocuk kaybolmuştu. haberlerde geçiyordu. İlgilenmedim. Rüzgâr çıkmıştı. Bir yaprağın kalkıp inişiyle sokakta buldum kendimi.

Rüzgâr ben miyim?

Yüzüm değişti. Saçlarımın uçlarını kestirince berberde gözlerimi gördüm. Siyahla karışık kahverengiye  benziyordu. Yürüdüm sokaklarda. Rüzgâr bütün sokakları boşaltmıştı. Kendini kahraman sanan köpekler saldırıya geçmişti. İrkildim sonra. Omzumda hiç hissetmediğim bir ağırlık. Ardımı döndüğümde dudakları kıpırdamıştı.

Evet, dedim.

Olur.

Yüzüm niçin değişmemişti?