Bir Casusluk Hikayesi: Cambridge Beşlisi

Cambridge_Five_3480566bSoğuk Savaş döneminin en ünlü casusluk hikayelerinden biri Cambridge 5’lisi olarak bilinen Kim Philby ve 4 arkadaşının casusluk hikayeleridir.

Gerçek adı Harold Adrian Russell olan Kim Philby (1 Ocak 1912 – 11 Mayıs 1988) yüksek rütbeli bir İngiliz gizli servis elemanıydı. Onu diğer casuslardan ayıran en önemli yönü aynı zamanda Sovyetlere de çalışlan çift taraflı bir casus olmasıydı. 1963 yılında Cambridge 5’lisi olarak bilinen ve Philby ve 4 arkadaşı ile beraber oluşturulmuş Sovyet yanlısı bir casusluk grubu ortaya çıkarıldı. Cambridge beşlisinin diğer casuus üyeleri Donald Maclean, Guy Burgess, Anthony Blunt and, kesin olmamakla birlikte muhtemelen John Cairncros’du.Bu beşli grup içerisinde en başarılı olan ve ön plana çıkan Kim Philby idi.

Cambridge Beşlisi

Bu beş kişiden oluşan grup Arnold Deutsch isimli bir Sovyet öncü tarafından İngiltere de örgütlenmiş 5 kişilik bir casus ekibiydi. Ekip II. Dünya savaşı sırasında Batı dünyasından Sovyetlere bilgi aktarmakla görevliydi ve 1950’liyılların ortalarına kadar aktif bir şekilde görev aldı. Ekibin 4 üyesi açığa çıkarılmıştı. Bunlar; Kim Philby (kod adı: Stanley), Donald Duart Maclean (kod adı: Homer), Guy Burgess (kod adı: Hicks) and Anthony Blunt (kod adı: Johnson) isimli casusluk yaptığı kesinleşmiş kişilerdi. Bu dört kişi açığa çıkarıldığı zaman grubun ismi Cambridge dörtlüsü olarak biliniyordu. ilerleyen zamnalarda daha fazla kanıt bulunduka beşinci eleman da büyük olasılıkla deşifre edildi.

Grubun isminin Cambridge olmasının sebebi tüm elemanlarının 1930′ lu yıllard Cambridge Üniversitesinde okurken istihdam edilmiş olmasından kaynaklanıyordu. tam olarak ne zaman istihdam edildikleri hususunda netlik yoktur fakat 5’liden Anthony Blunt mezun olana değin casus olarak istihdam edilmediklerini iddia eder. Ünlü Trinity Kolej mezunu Blunt diğer arkadaşları Burgess, Maclean, and Philby’den bir kaç yaş daha yaşlıydı ve casusluk yapabilcek yeteneki gençleri o tespit ediyordu.

Aslında grubun adının ilk önce dörtlü olması daha sonra muhtemel beşinci bir casusun tespit edilmesiyle Cambridge 5’lisi haline gelmesi başka üyeleri olmadığı anlamına gelmediği gibi daha fazla üyenin olabileceğine de en büyük kanıttır. Örneğin kesinleşmese de İngilizler adına da casusluk yapan Oleg Gordievsky isimli Sovyet KGB ajanının iddiasına göre John Cairncross (kod adı: Liszt) isminde biri de bu gruba dahildir. Çünkü John Cairncross Trinity Kolejde okurken Kolejin popüler kulüplerinden Cambridge Elçileri (Cambridge Apostles) isimli kulübe üyeydi ve Blunt ve Burgess’da bu grubun üyelerindendi. Yine Cambridge Elçileri kulübüne üye olup Casus olduğundan şüphe edilen diğer isimler arasında Michael Whitney Straight, Victor Rothschild ve Guy Liddell gibi isimlerde mevcuttu. dolayısıyla Bu casusluk grubunun adı Pekala Cambridge 9’lusu da olabilirmiş.

Maclean ve Burgess

maclean ve burgessYazıya başlarken adlarını zikrettiğim ilk dört kişi İkinci Dünya savaşı sırasında oldukça aktif ve kısmen de başarılı olarak görevlerini yapmışlardır.Philby, savaştan sonra Washington Büyükelçiliğine atandığında Amerikan ve İngiliz gizli servislerinin Sovyetlere bilgi sızdıran Homer kod adlı bir casusun peşinde olduklarını farketti. Homer kod adlı ajan özellikle Venona Projesi hakkında bilgi sızdırıyordu. Venona projesi Sovyetlere ve onların müttefiklerine karşı kullanılan mesaj şifre kırma projesiydi. Örneğin CIA, Venona projesi sayesinde Sovyetlerin Atom bombasını üreten Manhattan Projesi‘ne karşı düzenleyecekleri her türlü faaliyetten haberdar olabiliyordu. Bu şifre kırma projesini açığa çıkaracak bilgilerin sızdırılması ciddi sıkıntılar yaratıyordu.

Homer kod adlı casusun kimliğine dair şüpheli listesinin başında Maclean geliyordu ve Philby bunu farkettiğinde oldukça hızlı bir şekilde elçilikte beraber çalıştığı Burgess’i konu hakkında uyardı ve İngiltere’de Yabancılar Ofisi merkezinde çalışan Maclean’ı bilgilendirmesi gerektiğini söyledi. Bunun üzerine Burgess Londra’ya geçerek Maclean’i uyardı.

1951 yılın yazında Burgess ve Maclean uluslarası haber ajanslarına konu olacak şekilde ortadan kayboldu. Uzun bir süre nerede olduklarına dair bilgi edinilemedi. Sovyetlere kaçtıkları yönündeki şüpheler doğru çıktı fakat ikili 1956 yılında Moskova’da bir basın konferansında görünene kadar kamuoyuna açıklanmadı.

Bu ikilinin kaçmasını sağlayan tüyo’nun Philby tarafından verildiği yönünde şüpheler Burgess ile olan yakın dostluğundan ötürü yoğundu. Maclean zaten şüpheli listesinin başındaydı ve Sovyetlere kaçması bekleniyordu fakat KGB’nin daha deşifre olmamış Burgess’ ında  kaçmasını direktif olarak geçmesinden sonra Philby oldukça zor durumda kalmış ve kariyer anlamında ciddi darbe yemişti. Eğer KGB bu konuda aceleci davranmasaydı Philby’nin İngiliz Gizli Servisi’nde daha yüksek mevkilere gelebileceği çok muhtemeldi.

Philby

philbyPhilby’in soruşturulması için birkaç delil ortaya atıldı fakat ciddiye alınacak önemde bir delil yoktu. Buna rağmen üzerindeki şüpheler yüzünden İngiliz Gizli Servisi’nden istifaya zorlandı. 1955 yılında Basın tarafından Parlamentodan yükselen suçlamalara dayalı olarak Cambridge grubunun 3’üncüsü olarak suçlandı. Fakat bu iddiaları yaptığı bir basın konferansı ile reddetti. İlerleyen zamanlarda Dış işleri sekreterliği tarafından hakındaki suçlamalardan aklanan Philby yine de 1950’li yılların sonuna doğru Gizli servisten istifa etti ve profesyonel yaşamına The Economist ve The Observer yayınları için Ortadoğu’da gazeteci olarak devam etti. İlginçtir ki bu bölgedeki gazetecilik yıllarında bölge hakkında bilgiler edinmek için gizli servis onu tekrar istihdam etti.

1961 yılında Anatoliy Golitsyn isimli ingilizler için çalışan deşifre olmuş bir sovyet ajan tarafından Philby hakkında bilgiler verildi. Bu gelişmeler üzerine bir gizli servis memuru ve gizli serviste çalıştığı yıllardan iş arkadaşı John Nicholas Rede Elliott Philby’i sorgulamak için Beyruta gitti. Beyruttaki sorguya başlamadan önce Philby’nin onu sorgulamaya geldiğini bildiğin farketti. Bu durum İngiliz  Gizli Servisinde Sovyetlere çalışan başka ajanlarında varlığına güçlü bir delildi. Sorgu sonunda Philby yaptığı casusluğu itiraf etti. Akabinde bir sovyet gemisine binerek Sovyetlere iltica etti.

Blunt

blunt1964 yılında, MI5 gizli servisi  yetkilileri Amerikalı Michael Whitney Straight isimli kişiden Blunt hakkında kuşkulu bilgiler aldı. Michael Whitney Straight 30 sene öncesinden Blunt’ın kendisini casus olarak istihdam etmek istediğini iddia etmişti. Fakat ilerleyen zamanlarda bu iddiasının arkasında durmaktan vazgeçti.

Blunt bu süreçte MI5 tarafından sorgulandı. Sorgulama sonundagarantisini alarak itiraf etti. Kamuoyuna hiç bir bilgi verilmeden bu isteği kabul gördü. Bu durumdan Sovyetler dahi haberdar olamadı ve Blunt’ın çifte casusluğu İngilizlerin lehine işlemeye başladı.

1979 yılında, Blunt araştırmacı gazeteci Andrew Boyle tarafından ihanetin iklim, adlı kitapla kamuoyu önünde casuslukla suçlandı. Bunun üzerine Kasım 1979’da Başbakan Margaret Thatcher Blunt’ın herşeyi itiraf ettiğini ve yargılanmama garantisi aldığını parlamentodan duyurdu.

Cambridge Beşlisi tabiri ilk olarak Anatoliy Golitsyn tarafından Philby hakkında bilgi verirken kullanıldı. Verdiği bilgilere göre Maclean ve  Burgess haricinde Philby muhtemel üçüncü ajandı fakat kimliklerini bilmediği 2 casus daha mevcuttu. Anatoliy Golitsyn tarafından sunulan tüm bilgiler içerisinde Sovyetler tarafından sadece John Vassall isimli küçük rütbeli bir casusun varlığı kabul edildi.Bununla birlikte Anatoliy Golitsyn’in iddialarına göre dönemin başbakanı Harold Wilson’da KGB ajanıydı. Elbette bu durum  Anatoliy Golitsyn’in iddialarının doğruluğunu da sorgulatır hale gelmişti. Bununla birlikte Blunt ilerleyen zamanlarda başka Cambridge Beşlisine eklenecek isimlerde itiraf etmiş ve durum daha da karmaşık hale gelmişti.

John Cairncross

caincrossAnatoliy Golitsyn’in iddialarına dayalı olarak dördüncü ve beşinci casusun kim olduğu hususu uzun yıllar spekülasyonlara sebep olmuştu. 1961 yılında Blunt’ın itiraflarından sonra John Cairncross (1913–1995) ismi gündeme gelmiş ve Cambridge Beşlisinin son üyesinin o olduğuna dair güçlü bir kanaati oluşmuştu.

Sonuç

Filmlere Dizilere ve romanlara konu olan bu gruba Cambridge lakabının verilmesinin sebebi grup elemanlarının tamamının Cambridge Üniversitesi’nde komünist dava ile tanışıp hepsinin bu üniversitede iken casus olarak istihdam edilmesi ve bu üniversiteden mezun olmasıydı. Gerçi beşlinin KGB’ye ne zaman katıldığı konusunda bir belirsizlik vardır çünkü Anthony Blunt verdiği itirafta üniversiteyi bitirmeden önce casus olarak adlandırılmadıklarını açıklamıştı.