Buğday ve Tarım Devrimi

neolitik_yerlesimTarım devrimi yani insanların avcı-toplayıcılıktan yerleşik düzene geçerek ürün yetiştirmeye başlaması süreci insanlık tarihinin en önemli safhalarından biridir. Tarım devriminden önce insanlar istedikleri meyveleri ve sebzeleri dalından toplayıp tadabiliyor ve istedikleri eti hayvanları avlayarak yiyebiliyordu.  Bütün bu yaşam tarzı yaklaşık 10000 yıl önce insanın tüm vaktini birkaç hayvan ve bitki türünü evcilleştirmeye karar verince değişti. Öyleki gün doğumundan gün batımına kadar insanlar tohum ektiler, suladılar, kökleri topraktan söktüler ve koyunları bereketli çayırlara sürdüler. Bu çabanın onlara daha çok meyve, tahıl ve et olarak geri döneceğini düşündüler işte bu devrimin adı Tarım devrimi idi.

Buğday ve keçiler M.Ö 9000’de bezelye ve mercimek M.Ö 8000’de zeytin ağaçları M.Ö 5000’de atlar 4000’de ve üzüm 3500’de evcileştirildi. Tüm ileri teknolojimize rağmen bugün dahi kalorimizin %90’ından fazlasını atalarımızın M.Ö 9500 ile M.Ö 3500 yılları arasında evcilleştirdiği bitkiler, hayvanlardan tedarik ediyoruz. Bunlar buğday, mısır, patates, darı, koyun, keçi, inek ve tavukdur.

Bununla birlikte tarım devrimi yeni ve kolay bir yaşam biçimi sağlamaktan ziyade avcı-toplayıcılıktan daha zor ve daha az tatmin edici bir yaşam oluşturdu. Tarım devrimi insanlığın elindeki toplam gıda miktarını kesin olarak artırdı ancak daha iyi bir beslenme ve daha keyifli zaman yaratma olanağı sunmadı. Tarım devrimi ile yerleşik düzene geçiş nüfus patlamasına yol açarak şımarık seçkinler yarattı ve bu seçkin sınıf haricinde büyük bir çoğunluk eski dönemlerde avcılık ve toplayıcılıkla yaşamlarını idame ettirenlere göre daha mutsuzdu. Yerleşik düzenin oluşturduğu lüks standartlarına göre kötü besinlerle beslenmek ve yine de bu besinleri dahi elde etmek için daha fazla çalışmak zorunda kaldılar.

Peki bunun sorumlusu kimdi? suçlular buğday, pirinç ve patatesinde aralarında bulunduğu bir avuç bitki türüydü. İnsanoğlu bu bitkileri evcilleştireceğine bu bitkiler insanları evcilleştirdi.

Tarım devrimini bir de buğdayın gözünden değerlendirelim. 10 bin yıl önce buğday sadece Ortadoğu’nun belli bölgelerine sıkışmış yabani bir ottu. Birden bire birkaç yıl içinde bütün dünyada yetişmeye başladı. Bugün dünya çapında 2,5 milyon kilometrelik bir alanda ekilip yetiştirilmektedir. Bu kadar önemsiz bir ot nasıl oldu da her yerde bulunan bir bitki haline geldi ? Buğday bunu İnsanoğlunu kendi ihtiyacı doğrultusunda yönlendirerek yaptı. Avcıl- toplayıcılıktan buğday yetiştiriciliğine geçmek daha çok zahmet ve dikkat istiyordu. Birkaç bin yıl içinde dünyanın dört bir yanındaki insanlar şafaktan gün batımına kadar buğday tarlaları ile uğraşmaktan başka bir şey yapmaz hale geldiler. Çünkü buğday emek isteyen bir bitkiydi, kayalık ve çakıllı arazileri sevmezdi bu sebeple insanlar tarlaları temizlemek için belleri kambur olana kadar çalıştı. Buğday kendi alanını suyunu ve besin kaynaklarını diğer bitkilerle paylaşmayı sevmez bu yüzden kavurucu güneş altında kadınlar ve erkekler saatlerce ot yoldular. Buğday hastalıklara karşı zayıftı, küf ve kurt korkusu insanoğlunu sürekli alarm halinde tuttu. Yine kendisini yemek isteyen diğer canlı organizmalara karşı savunmasızdı bu yüzden insanlar tarlaların yakınlarına yerleştiler çekirge, tavşan ve karga gibi sürüleri kovaladılar. Buğday çok su isterdi bu yüzden kaynaklardan derelerden su taşıdılar hatta medeniyetler kurup sulama kanalları yaptılar. Hiç olmadı yetiştiği toprağı zenginleştirmek tezek için dahi topladılar ve toprağına karıştırdılar.

Geyiklerin arkasından koşan, ağaçlara tırmanarak en güzel meyve ağaçları için maymunlarla rekabet eden insanoğlu birden bire sırtında su taşıyan ya da ot yolup çakıl toplayan topluluklara dönüştü. Göçebe kimlikleri ile yaşarken bir anda bütün bu sahip oldukları tarlaları yakından korumak ve göz kulak olmak için yakınlarına kalıcı yerleşim yerleri kurdular. İşte bu İnsanoğlunun yaşamı ile alakalı tarihsel süreci tamamen değiştirdi. Sonuç olarak İnsanoğlu buğdayı evcilleştirmedi, buğday insanoğlunu evcilleştirdi. Çünkü evcilleştirme tabiri latince ev (Domus) kökünden gelir ve gelinen nokta da evlerde yaşayanlar buğdaylar değil insanoğludur…

Peki nasıl oldu da buğday İnsanoğlunu standartları düşük olmakla birlikte pek de fena olmayan avcılık toplayıcılık yaşamını sefalet içinde geçecek bir yaşamla (seçkinler istisna olmak üzere ) değiştirmeye ikna etmişti? Daha iyi bir beslenme sunmadığı kesindi çünkü Tarım devrimi tahıllara dayalı beslenmeyi ön plana çıkarmıştı ve vitamin değeri zengin değildi. Ekonomik bir güvence de sağlamadığı gerçekti çünkü avcı-toplayıcılıktan daha belirsiz bir yaşam tarzı vardı. Avcı-toplayıcılar eğer bir besin türü azalırsa bir diğerine göç ederek ulaşabiliyorlardı. Çiftçi insanı ise kuraklık zamanlarında, göç alışkanlığını kaybettiği için bir yere gidemediği gibi açlıktan ölmek gibi sonuçlarla dahi karşılaşabiliyordu. Örneğin çok değil bundan yaklaşık 100 yıl önce bile tek üretim ve besin maddesi patates olan İrlanda da kıtlıktan yüz binlerce insan ölürken milyonlarca insan Amerika’ya göçtü.

Buğday şiddeti de beraberinde getiren bir bitkiydi çünkü mülkiyet duygusu ve açgözlülük birbirlerinin alanlarına tecavüz daha fazla arttı. Muhtemelen avcı-toplayıcı insanlarda alan kavgaları yapıyordu  ama onların kavga sonunda ya da başlamadan önce çekip gitmek ve yeni yerlere göç etmek gibi daha mantıklı alternatifleri vardı yerleşik düzene geçen biri için bu karar o kadar kolay alınan bir karar maalesef değildi.

Özellikle son yüzyılda hayatımızı kolaylaştıracak çok şey icat ettik. Çamaşır, bulaşık makinası, buzdolabı, araba, internet ve telefon v.s. Gördük ki göçebe kimlikten yerleşik düzene evrildikçe lükslerimiz zamanla ihtiyaç haline evrildi ve zorunluluk haline dönüştü. İşin başında kimse Tarım devrimini veya insanların tahıllara bağlı hale gelmesini kurgulamamıştı. Mideyi daha iyi doldurmak ve güvenliği pekiştirmek amacıyla alınmış bir dizi karar eski avcı-toplayıcıların yaşamlarına kavurucu güneş altında su taşımak ot yolmak çapa yapmak gibi işleri sokmuştu. Sonuç olarak kalabalıklar halinde beraber yaşamanın getirdiği birbirine emsal olma/tutma içgüdüsüyle yeni standartlara yelken açarak ya sefalet içinde umutla yaşamayı öğrendik ya da şımarık seçkinler olarak yeni lüks alışkanlıklarının peşinden koşar olduk

Kaynak: Hayvanlardan İnsanlara Sapiens, Yuval Noah Harari