Deniz Geri Çekilince Deprem Olurmuş

Biraz daha beklemeli başında. Epilepsi geçmeden durulmayacak gibi rüzgar. Camlar iyice sulanmış. Su içilecek kadar dolmuş yüzeyi baştan sona.  Sonra desem sesim kırılacak biliyorum. Farkında olmadan unutsam içimden geçirdiğim düşünceyi. Yürüttüğüm akıl yaşadığım duyguların çok gerisinde.  Bu böyle olmayacak ama ne yapmalıyım. Bırakıp gidemem bu anda. Birisi çağırsa şimdi. Geliyorum deyip ayrılabilirim belki. Telefonum çalar mı? Hiç sanmam. Pek arayan olmaz bu saatlerde. Daha çok var zilin çalmasına. Çaldığında ne olacak. Biraz duruldu sanki. Ellerindeki titreme kayboluyor gibi. Gözleri içine çekilmiş. Sanki içine kaçan lastik topun ağzı gibi görünmüyor bedeninde gözleri. Böyle oluyor hep. Gelince nöbeti bir anda gözleri çekiliyor denizler gibi. Depremden biliyorum. 1999 yılında çekilmişti deniz içeri, o günün gecesinde yaşanmıştı deprem. Bu da böyle bir şey işte. Önce gözler çekiliyor içeri. Sonra kabarıyor ağzında köpükler. Denizden hiç farkı yok. Ne zaman durulacağını kestiremiyorsunuz. Fırtınanın durmasını beklemekten başka çareniz yok. Doksan dokuz depremi de kırk üç saniye sürmüştü. Fırtına dinene kadar beklemiştik. Fırtınanın içinde yaşamak zamanla anlaşılır bir şey oluyor sizde. Alışkanlıklar insanın bedenine yapışıyor. Aldığın her eşyayı denerken alışkanlıklarını nedense denemeden alıyorsun. Sana hissettirmeden gelip yerleşiyor ruhunun hareket eden köşelerine. O köşelerle sen bütün zamanını takvim yaprağına sıkıştırıp zaman çizelgesine bağlı yaşayıp gidiyorsun. Değiştirmek için bazen denemeler yaptığını biliyorum. Bir keresinde birkaç günlüğüne sigarayı bırakmıştın. Sabaha kadar düşünce üstüne düşünce yüklemiştin sigaraya. Hesap kitap edip şöyle yapacağım. Böyle susacağım. Öyle oturacağım diyen düşünceler hızlı bir şekilde uykuya dalmıştı gecesinde. Sabah kalktığında hangi düşünceyle yola çıkacağına karar vermiş gibi yapıp hızlıca okul yolunu tutmuştun. Cebinde taşıdığın üç beş fındığın kendine çare olacağına inanacak kadar düşünce üretmiştin. Gün boyu sigarayı bıraktığın düşüncesiyle etrafa sözcükler dağıttığını biliyorum. Ne kadar sürecekti bakalım. Dün bir bugün yine bir bana göre. Belki yarın ikinci gün olacak lakin bu böyle sürüp gitmeyecek, hissedebiliyorum. Ki hissettiğim şeyler konusunda pek yanılmam.  Bu epilepsi nöbetini de hissetmiştim yarım saat önce. Koridorda yürürken öğrencilerin telaşı herkese çarpıp duruyordu. Kimseyi sakatlamayan telaşlardı bunlar. Ellerinde çay bardakları olanlar ağır adımlarla köşelerden yürürken duvarlara dayanmış bir grup harıl harıl akşam izledikleri diziyi konuşuyorlardı. Duyabildiğim hiç bitmeyecek bir olayın başlangıcına dair yapılan bir şeylerdi.. Bitmeyen kadın erkek ilişkileri yılın sonuna kadar devam edecek bu koridorlarda. Bazı sınıflardan aşırı derecede gürültü geliyordu. Gürültünün geldiği tarafa yönelen iki erkek öğrenci kapıyı hızla açarak içeri girdi. Sesler kesilmişti sınıftan. Belli ki küçük bir uyarı olmuştu. Zilin çalmasına ne kadar vardı acaba? İki kız öğrenci ellerinde kitaplarla yanıma yaklaştı. Bir bilinmezi öğrenmeye gelmişlerdi. Sayfa kırk yedi üçüncü sorunun cevabı neden c şıkkıydı? Neden diğer şıklar değil de c şıkkıydı? Elbette bunun cevabı çok basitti. Çünkü cevap c şıkkıydı demeliydim öğrencilere ama bunu demedim, zihinlerini karıştırmak için farklı bir yolla öğrencilere cevap buldum. Benim cevabım c şıkkı değildi. Güvenmezdim testlerdeki cevaplara. Şıklar her zaman doğruyu göstermiyordu. Bunu çok defa yaşamıştım. Hocam cevap anahtarı b diyor. Siz otuz üç buldunuz. Otuz üç diye bir cevap şıkkı yok. Anlatması uzun sürecek bir işlem yumağına dönmek üzereydi bir bilinmezi bulmak. İspat edecek halim yoktu bunu. Öğrencilerin akıllarında hep o cevap şıkkı kalırdı. Siz o şıkka inanmasanız da. Bir bilinmeyeni bilinir hale getirdikten sonra nihayet zil çaldı. Koridorlardaki sesler yavaş yavaş etkisini kaybedip kulaklarda yok oldu. En son giren iki üç öğrenciyle birlikte bütün koridor boşalmıştı.  Hayır, boşalmamıştı. Lavabodan çıkan iki erkek öğrenci ağır aksak yürüyorlardı. Beni görünce toparlandılar. Uzun saçlı olanla göz göze geldik. Sürekli göz hapsinde tuttuğum bir çocuktu. Sessiz ve sakin bir yapıdaydı. Okula geldiğinden beri saçları uzundu ve saygıda hiç kusur etmezdi. Beni gördüğünde hep içine çekilen bir tarafı vardı. Sorsan söylerdi. Sormadan söyleyen öğrencilere hiç benzemezdi. Kabuğunda yaşar, kabuğunda susardı. Ara sıra cama yapışıp camla nefes aldığını düşündüğüm olurdu. Bir keresinde hiç unutmam bir bilinmezi bilinir kılmak için ayağa kaldırmıştım. Sonra bilmem neden vazgeçtim soru sormaktan. Bilinmesin istedim hiçbir şey. Bilinirse bir daha dönemeyeceğimi düşünmüştüm soruya. Çok soruyu böyle sır kıldığım zamanlar olmuştu benim. Sonunda öğretmendim. Öğretir bir tarafım var olmasına vardı ama yine de saklamasını bildiğim sorularım da olmuştu. Yanımdan yavaşça geçip kapıyı vurarak içeri girdiler. Ardımı dönüp gidecekken bir gürültü koptu o tarafta. Döndüğümde ardımı bir öğretmenin yardım isteyen sesi kulağıma dokundu. Nefesimi tutarak koştum yanına. Bir delikanlı, biraz önce yanımdan geçen o uzun saçlı erkek çocuk yerde yatıyordu. Yanına uzandım. Başını kucağıma alıp çocuklara yardım etmelerini ve sağlık öğretmenlerini çağırmalarını tembihledim. Elim ağzındaydı. Dişleri parmaklarımı sıkıyordu. Avuçları ter içinde, gözleri içine kaçmıştı. Deniz neden geri çekilmişti? Deprem mi olacaktı akşam? Bilmiyordum. Korkuyordum bu zamanlarda. İyice kasılmıştı bedeni. Topukları geriye doğru gitmişti. Çocuklar bacaklarını tutmuş, korkudan terk edecekler sanıyordum etrafımızı. Neyse ki düşündüklerim olmadı. Üç dakika sonra sağlık öğretmenleri geldi. Birkaç öğretmen daha. Kalabalık öğrenciler. Ellerimi ağzından çıkarmıştım. Delik deşikti parmaklarım. Hissetmiyordum…

Birkaç gün sonra sigara alışkanlığım tekrar dönüş yapmıştı. Birden olmuştu yine her şey. Zaten kapıyı açtığınızda alışkanlıklara buyur etmenize gerek kalmadan misafir oluyordu o size. Yine böyle olmuştu. Üç gün sonra yeni bir şey olmuş gibi başlamıştı sigara alışkanlığım.. Halbuki aynı şeydi. Sadece araya ömürden üç gün girmişti. O da geçip gitmişti zamanla.

Durulmuştu deniz. Biraz çekmiştim kendimi geriye, Deniz iyice kendine gelmişti. Nefesi yavaşlamıştı. Yüzüm tekrar eski haline döndü. Tekrar başlamayacaktı nöbet. Şimdilik durulmuştu. Belki sonra. Ama şimdi değil. Gitsem mi acaba? Yeteri kadar yardımcı oldum. Bekler beni şimdi. Arasam kırılacak sesim biliyorum. Dönsem mi kendime? Gözleri yerine geldi. Kabarcıklar kayboldu. Etraf dağıldı. Ayağa kalkıyor yavaş yavaş. Derin nefes. Al ve ver. Ayaklarını hareket ettir. Gitsem mi? Fark eden olmaz gidersem. Hem bu kadar bekledim. En iyisi yavaş yavaş gideyim.

Deniz iyi misin?

İyiyim öğretmenim.

Bu ben miyim?

Deniz miyim yoksa.

Alışkanlıklarım yine başladı.

Bir bilinmezin içindeyim sanki.

Deniz ben miyim?

Geri çekildim içime. O depremde oldu her şey…