Serbest Yazılar & Denemeler

Devamsızlık Mektubu

Doksan dokuz depreminden üç gün önceydi. Uykusuz geçen bir gecenin içindeydik beraberce. Babam sobanın yanında uzanmış düşünüyordu. Annem, heyecanını kaybetmiş her anne gibi bulaşıkların içinde gecenin bitmesini bekliyordu. Bugün de gelmedi devamsızlık mektubu. Mutlaka babamdan önce almalıyım o mektubu. Yoksa babam çok fena kızacaktır. 15 gün devamsızlığım var. Nasıl anlatırım babama bu durumu. Hem inanmaz. Annemin çok ağlayacağını düşünüyorum. Babam anarşist mi oldun evladım diyecektir. Hayır, ben hiçbir zaman ailemin yüzünü kızartacak bir eylemin içinde olmadım. Nasıl anlatmalıyım bu devamsızlık durumunu. Aslında yaptığım şeyler belliydi. Birkaç kez halı sahaya gitmiştik, onun dışında sahilde arkadaşlarla dolaştık. Art arda beş gün de Volkanla birlikte otoyolun kenarında ağaçların olduğu çimenlik alanda kola, çekirdek, bisküvilerimizi alıp arabaları seyretmiştik. Anarşist değildim ben. Acaba olabilir miydim?

Hani bazen düşünüyordum. İsyan edesim geliyordu. Okuduğum kitaplar bana haykırmam gerektiğini söylüyordu. Ya anarşist olmuşsam. Yok, ben anarşist falan değilim. Hem öyle hiçbir arkadaşım yok. Var mıydı yoksa? Şu Kenan bazen abuk sabuk laflar ederdi. Beni kafelere çağırırdı. Ama yok olamaz. Onun annesi babasını tanıyorum. Gayet düzgün insanlardı. Annem durgundu babamın aksine. Babam yarın şu faturaları kalem kalem ayırıp vergi iade fişlerini yazalım dedi. Hapı yuttuk yarın akşam desenize. Eğitim, sağlık, gıda, vs. derken uykusuz bir gece daha olacaktı. Babam severdi bu işi. Para alacaktı sonuçta devletten. Fişleri ve zarfları koyardı önümüze. Biz bitene kadar anarşist gibi çalışırdık. Eğitim, sağlık hakkımız diyerek. Abim ve ablam bu işin öncüleriydi. İlk önce onlar atılırdı bu işe. Ben daha küçüktüm. Onlardan sonra sıra gelirdi bana. Yarın mutlaka gelir o  devamsızlık zarfı. Komşulara söylesem mi acaba? Yok, onlar kesin babama söyler. Ya öğrenirse babam. Ne derim, ne söylerim. Mutlaka onlardan önce ulaşmalıyım o mektuba. Bu okullarda bir hoş. Hem devamsızlık süresi veriyorsun öğrenciye hem de bu devamsızlığı kullanınca eve mektup gönderiyorsun. Böyle saçmalık olmaz. Ne diyorum ben. Anarşist misin oğlum sen? Ne biçim konuşuyorsun öyle. Sustur içindeki sesi. Bulaşıklar bitmişti. Annem yanıma geldi. Sezmiş gibiydi halimi. Saçlarımı sevdi. uzundu saçlarım. Dün, zar zor okula girebilmiştim. Kontrol vardı sabahleyin. Ben de beş on dakika geç kalarak okula girmeyi başardım. Neden karışıyorlardı ki saçlarıma. Ben böyle seviyordum. Annem saçlarımı sevdi. Babamın her zamanki kıskançlığı nüksetti. Hatice Hanım hep çocuklarını seviyorsun. Evet, annem severdi çocuklarını, her anne gibi fazlasıyla şımartırdı da. Babalar oldum olası soğuktu. Hep mesafeli davranırlardı. Takip mesafesini her zaman korurlardı. Bizim ailede durum böyleydi. Acaba yarın gelir mi devamsızlık mektubu? Öğlen gelince okuldan beklerim kapıda. Babam, annem akşam geliyor işten. Öğrenemezler. Ya komşular. Onlar alırsa. Ben öğleye kadar gelirim. Ya babam öğrenirse?

İpek Amerika’ya gidiyor. Niye terk ediyor Fiko’yu. Kimse görmesin gözlerimin yaşardığını. Gizli gizli yastığın altından izliyorum diziyi. Sahi neden bunu yapıyorsun İpek? Fikret de gizli gizli bir ağacın ardından İpek’in gidişini seyrediyor. Napayım dayanamıyorum böyle şeylere. Evet, İpek Amerika’ya gidiyor. Belki ben de bir gün giderim. Nasıl bir yer acaba Amerika. Boşver Amerika’yı şimdi. Sen devamsızlık mektubunu düşün. Dizi de bitti. Herkes uykuya. Yarın uzun bir gün olacak. Olacak mı benim için. Yarın mutlaka gelir o devamsızlık mektubu. Mutlaka herkesten önce ben ele geçirmeliyim. Yine kontrol var. Her günde olur mu bu Allah aşkına? İyi ki okul pantolonumu giymişim. Saçlarımı iyice yatırmıştım zaten. Hiç belli olmuyor uzun olduğu. Hülya Hanım kapıda. Beni izliyor.

Günaydın hocam.

Günaydın evladım.

Beni çok sever Hülya Hanım. Hiç unutmam bir keresinde Sanat tarihi dersinden aldığım notu beğenmemişti. Bu not sana yakışmaz. Daha yükseğini almalısın demişti. Ve bir kez daha beni sınav yapmıştı. Ah hocam ben o notu bile güç bela almıştım. Revnaklar, sütunlar, rölyefler, İslami sanatlar, gotik, Leanardo… Derken canım çıkmıştı hepsini ezberleyene kadar. Ve daha yüksek bir not almıştım ikinci defasında. Bugün kaçsam mı okuldan acaba? Eve erken gidersem devamsızlık mektubunu bekleyebilirim. Yok, artık kaçmamalıyım. Devamsızlığım çok oldu. Hem öğlene kadar gelmez eve. Ya gelirse. Gelmez. Gelseydi gelirdi şimdiye kadar. Neden İpek Fiko’yu terk etti acaba? Seviyordu hâlbuki. Neden Amerika’ya gitti? Ya Fiko, bir ağacın ardından bakakaldı. Böyle mi sevmenin tadı? Sanmam, ben olsam çıkardım karşısına. Çıkar mıydım acaba? Ders yine matematik. Yine bir bilinmezi bilinir hale getirecek öğretmen. Çok bilinmeyenli bir denklem ve çözüm kümesi. Cevap şıkkı ne diyecek acaba? Ya sorular, sormak isteyip de soramadığımız sorular, onlar ne olacak, yine içimizde tortu haline mi gelecek? Besbelli gelecek ama nereye kadar? Bu kadar sorma kendine. Bırak kendini kendine. Devamsızlık mektubu da bir soru işareti barındırıyor içinde. Şimdi gelmişse mutlaka komşular almıştır. Bizim oralarda mektup kutuları yok. Bu tür şeyleri evde yoksanız en yakın
komşunuz alır. Benim devamsızlık mektubu da herhalde komşunun evindedir. ohhh zil çaldı! Kurtuluş zili çaldı. Kendimi geriye çekeyim biraz. En arkadan izlemeyi seviyorum insanları. Hep bir halin içinde ve peşindeler. Esra da çıktı dışarı. Biraz önce sıranın üstüne saçları dökülmüştü. Dokunmuştum gizliden gizliye. Fiko gibi gizli gizli… Ya devamsızlık mektubu ne olacak. Hiç söyleyemeyeceğim sevdiğimi ona. Bir gün giderken ardından bakacağım sadece. Bu tür şeyler bana göre değil. Sevmekte neymiş. Altı üstü bir oyunmuş.

Ah be Fiko çıksaydın karşısına İpek’in, haykırsaydın sevdiğini. Ama ipek biliyordu Fiko’nun kendisini sevdiğini. Peki, niye gitti. O da seviyordu besbelli. Ama niye gitti? Anarşist değilim ben. Kimseye haykıramam sevdiğimi. Hem annem, babam çok üzülür öğrenirseler devamsızlık mektubunu. Mutlaka onlardan önce almalıyım o mektubu. Zil çaldı, içeri giriş zili. Son ders. Esra’nın saçları sırama değiyor. Benim ki gibi uzunca, tel tel saçları…

– Evladım, parçanın ana fikrini söyler misin?

– Yalnızlık hocam.

– Kocaman bir yalnızlık.

– Doğru, aferin! otur yerine.

Oturdum ve bir daha kalkamadım yatağımdan. Gece sularıydı. Herkes uykudaydı. Deniz çekilmişti içeri. Gök ışımış. İpek Amerika’ya varmıştı. Fiko yalnızdı. Kocaman bir yalnızdı.

Önce lambalar sallandı gözlerimde, sonra zihnim allak bullak oldu, bilmiyordum ne olduğunu. Gözlerim açıktı, gece kaç sularıydı saatte. Bu suları ne demekti literatürde?

Çek ve yat sallanmıştı altımdan. Doksan dokuz depremiydi olan.