Hayaller, Hevesler, Söndürülemeyen Ateşler…

Söndüremeyeceği ateşi yakmamalı insan. Bastıramayacağı, unutamayacağı, ket vuramayacağı hayalleri de kurmamalı. Çünkü her zaman gerçeğe dönüşmez hayaller.

Yanlış duvara dayarsan merdiveni kaç basamak çıktığının hiç anlamı kalmaz zira.

Başlarken kekik, fesleğen kokar her yer. Fakat gerçekleşmedimi bir kere ve baş edemezsen kırıklığıyla, su yüzünde gezinen boka döner hayaller, tiksinerek kaçar uzağına yüzmek istersin.

Las Vegas prensiplerini duydun mu bilmem.  İki temel prensiptir.

Bunlardan ilki ”kazanan herkese söyler” prensibidir. Eğer Las Vegas’ta herhangi bir kumarhaneye girer ve kazanarak çıkarsan herkese söylersin. Çünkü kazanmanın lakırdısı bol olur.

İkinci prensip tam tersidir; ”kaybeden kimseye söylemez”. Eğer Las Vegas’ta herhangi bir kumarhaneye girer ve kaybederek çıkarsan bu durumu mümkün olan en az kişiyle paylaşır, kimseciklere söylemezsin. Çünkü kaybetmenin anlatılacak lezzetli bir tarafı yoktur.

Hayaller de bir yerde kumar gibi bir şeydir işte.

Eğer kazanırsan, herkesle paylaşırsın hikayeni. Sevenlerini mutlu ederken kıskançlığa boğarsın çekemeyenleri.

Kaybedersen eğer susar, konuşmaz, konuşmak istemezsin. Küsersin kendine, kurduğun hayallerine…

Kim bilir belki de hiç hayal kurmamalı. Çünkü derler ki, insan hayal kurar, plan yaparken şeytan kıs kıs gülermiş kapı ardından.

Şaka bir yana kim gülerse gülsün kapının ardından, herkesin hayallerini kovalama hakkı var elbette.  Ama kendi kendine yaşamalı hayalleri, kaderin bile haberi olmamalı olandan, bitenden.

İfşasız ve derinden…

Öyle ki beklentilerin vurmamalı seni yumuşak karnından, aşil topuğundan.

Aslında vursa bile korkma, zaman geçtikçe acılar kolay dinmez ama gitgide anlamsızlaşıverir. Biraz zaman geçince sen hayallerini unuttuğun gibi kırıklığı da seni unutur çalmaz kapını bir daha.

Yenisi gelir, peşin sıra kovalar durursun.

Kim bilir, Azrail’in selamının nihai son olmasına rağmen ” her ölüm erkendir ” sözü de; insanların hayallerine, beklentilerine olan yetişememe isyanıdır belki de.

Ufak bir hikayeyle bağlayalım yazının sonunu.

Agop ölmüş mezarı başında karısı dövünüyor;

”Ah Agop sen ne iyi adamıdın, ingilizce bilordun, fransızca bilordun, alamanca bilordun…”

Kendisi de mezar başında bekleyen Agop’un arkadaşı Artin dayanamamış ve kadını susturmuş;

”Ne dersin zo! Agop ayyaş idi akşam içor sabah işe gidordu başka da bi bok bilmordu!”

Kadın kafasını kaldırmış ve demiş ki;

”Bilmordu ama heves edordu”

Yani çocuk, kim bilir belki de senin kırık sandığın aslında basit bir çıkıktan ibaretti ve sen üzüntüden ayıramıyorsun hayal ile hevesin ne olduğunu.

Aslında oyunun en güzel yerinde zil çaldı ve sende derse dönüyorsun.

Bütün hikaye bundan ibaret…