Olgun Armutlar…

Nüfuz edebilecek kadar etkin olmak toplumda iddia sahibi birisi için olmazsa olmaz bir özellik.

Peki nedir nüfuz edebilmek ?

Kısacası sözünüzün etkileyici ve dinlenir olması demek.

Bazen bu kavram popüler olmakla karıştırılabiliyor.

Misal kimileri çok popülerdir.

Hiç bir şey yapmalarına gerek kalmadan sadece duruşları ile pozitif elektrik dağıtıp ilgiyi üzerlerinde toplarlar. 

Fakat tanınıyor olmak, sevimli olmak kimseyi nüfuz edebilir bir karakter haline getirmiyor. Sadece popüler olduğu anlamına geliyor.

Misal etrafınızdaki insanları etkileyebilmek, onlara nüfuz edebilmek için paranızın ve şöhretinizin olması da yeterli değil.

Çok insan vardır hem parayı hem şöhreti bulup çevresinde popüler olan yine de nüfuz sahibi olamayan.

Nüfuz edebilmek başka bir nitelik.

Çevresindeki insanlara nüfuz edebilen kişilerin sırrı nedir?

Karakter.

Karakterin ilk ölçüsü dürüstlük. Takip edilmeye layık olduğunuza dair delalet.

Zor şartlar altında daha bir belli eder kendisini.

İkinci ölçü bilgi ve tecrübe.

Bilgi sahibi olmanın yolu belli,

okursun, izlersin, dinlersin, araştırır ve gözlemlersin

Tecrübe sahibi olmanın yolu ise yaşamaktan geçer.

Dolu dolu yaşamaktan.

Tam yeri geldi ki rahmet okumadan geçmeyelim, Peyami Safa’ya atfedilen bir söz var;

”Yaşlanarak değil, yaşayarak tecrübe kazanılır ; zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.”

Gelelim üçüncü ölçüye, duyarlı olabilmek yani empati kurabilmek.

Peki nedir empati ?

Muhatabınızın nasıl hissettiğini anlayıp yaşananlara onun bakış açısından bakabilme çabası.

Misal eğer yöneticiyseniz empati yeteneği çalışanlarınızı anlayabilme noktasında sizi daha etkin bir amir konumuna getirir. 

Bununla birlikte tek başına empati yapmak yani sadece kişinin hissettiklerini anlamak, soğuk bir gözlemden öteye de geçmez.

Peki eksik kalan nedir ?

Dördüncü ölçü yani merhamet ve şefkat. 

Kişinin hissettiklerini anlamanın yanında sempati ve endişe geliştirebilmek.

Hatta çözüme yönelik eylem koyabilme istekliliği.

Kimi insanlar merhamet ve şefkat göstermenin bir zayıflık göstergesi olduğunu var sayarlar.

Misal ağlamanın zaaf kabul edildiği gibi.

Halbuki ağlamak, yerine göre haksızlığa karşı çıkarılan en etkileyici isyandır.

Çaresizlik kadar cesaret işidir, meydan okumak kadar koyvermek…

Çünkü

Dökülen gözyaşı kadar kayıtsız kalınamayacak çok az şey vardır dünyada.

Merhametli insanların duygusal yanları ağır bastığından zor kararları alamayacakları dolayısıyla yönetici kumaşına sahip olamayacağı sonucuna da buralardan ulaşılır.

Halbuki merhamet de zayıflığın değil gücün göstergesidir.

Yardım edebilecek içli, bir şeyler yapabilecek kadar güçlü olduğunuzun göstergesi.

Elinizden bir şey gelmiyorsa da isyanınızın göstergesi.

Bizler, yaptığımız seçimler, aldığımız kararlarla karakterimizi inşa ederiz. Dürüst olmak, empati yapabilmek, dolu dolu yaşamak, merhametli olmak bunların her biri bir seçimdir.

Kimse na-dürüst, duyarsız ya da zalim olarak dünyaya gelmez.

Ya da olgun armutlar gibi bitirmek istemez ömrünü.

Karşısına çıkmış rol modelleri takip eder, taklit eder ve öylece topluma karışır.

Değiştirebilmenin tek yolu nüfuz edebilmek, ilham kaynağı olabilmektir.

O da bu yazının ana fikriydi, okudunuz bitti.

Vesselam…