Serbest Yazılar & Denemeler

Oyun-Nerde Kalmıştık

’Şöhret, rüzgâra benzer; her zaman aynı yöne doğru esmez’’
Dante.

 

İstikbalini hudutları belli bir alana hapsetmiş bir aklın görüntüsünü çok yadırgamamalı insanlar. Kar tanelerinin kartopu olması ne kadar kolaysa insanın medyatik olması da o kadar kolay oluyor bu çağda. Yalnız bir farkla; kimisi bir günde bu üne kavuşurken kimisi ömrünü veriyor bu uğurda…

Bir teknik adam hikâyesinin girizgâhı olan bu düşüncelere varmamın sebebi oynanan ‘’oyun’’u anlamaya çalışırken haber kanallarının son dakika olarak düştüğü haberi gözlerim açık şekilde izlemekten kaynaklanıyor olsa gerek. Bir insanın görevinden ayrılmasıyla o insanı görevinden ayırmak arasındaki irade farkını düşününce medyatik olmanın insana verdiği zararı da öğrenmiş oluyoruz.

Yeşil sahaların ‘’imparator’’ lakaplı hocası ile yollarımızı ayırdık ifadesinin hüznü gönlünü taraftarlıkla dolduran insanları ne kadar üzmüştür siz düşünün! Arkasında sayısız başarılar bırakan bir hocanın oyun sahasından ‘’oyun’’un dışına itilmesi bizim aslında alışık olduğumuz türden bir karşılaşmaydı. Amatör ruhların kalbini fetheden bu oyunda profesyonel düşüncelerin kolaylıkla bu ruhu bertaraf etmesi kabullenilecek bir durum değil bizim için. Herkesin görevini yapan bir eleman! Olmasından dolayı görevini yapmış olmanın hazzı ve huzuru arasında son düdüğe kadar beklemeliydi herkes. Çünkü oynanan oyun bunu gerektiriyordu. Taraf tutacak bir hakem arayanlar önce şunu bilmeli ki oyun sadece süresi belli bir zaman diliminde oynanmıyor. Eğer oynansaydı çoktan galip olanlar sokaklara dökülmüştü!

Alışık olduğumuz başkan profillerinden başka bir görüntü çiziyordu Aysal. Biz diyordu kurumsallaşacağız. Biz diyordu artık profesyonellerle çalışacağız. Ama bilmiyordu maçın ortasında kuralları değiştirmenin bir oyun olduğuna!

Televizyon ekranlarında her gün tartışılan bir figürün hayatını değiştirecek olanların aslında takımlarına gönül vermiş insanların hayatlarını değiştirdiklerini nedense fark edemiyorlardı. Okuryazar olmayanın spor yazar olduğu bir zamanda kapitalin rengi her şeyin yüzünü kolayca değiştirebiliyor. Ben diyordu Aysal maziye değil de atiye bakıyorum. Artık kulübü profesyonellere bırakıyorum. Bunları derken bir ölünün soğuk tebessümünü hiç düşürmüyordu yüzünden. Bütün kapitallerin üstünde bir anlayış takınarak sözüm ona başkalaşmaya çalışıyordu. Her şeyin bir rengi olduğunu düşününce bu fotoğrafın hangi renk olduğunu artık siz düşünün?

Velhasıl geçmişe dönüp bakınca bir insan portresi çizmenin insani yanlarını görenler elbette şunları da söyleyecektir. Ortalama Türk insanın duygularıyla hareket eden bir hocanın düşüncelerini bazen dizginleyemediğini rahatlıkla televizyon ekranları yansıtıyor. Eşi ve çocuklarıyla mutlu bir aile fotoğrafının altına yazılabilecek pek çok sözün en dokunaklısı herhalde ben, ailemi seviyorum olsa gerekti. Çünkü kendisini en yakın hissettiği ailesi takımından başkası değildi.

Sevincini abartan bir yüzün, sınırları belli bir sahaya doğru nasıl koştuğunu hayal ederseniz gözlerinizin önüne bir Terim portresi gelebilir belki. Çünkü o sınırları belli bir sahanın en ucunda göz ucuyla herkese dokunurken, kontrolünü kaybettiği anlarda da pek çok kişi ona dokunuyordu!

Bir sonun başlangıcını çizen saha ihlali, karizmasını çizmişse de o yine de televizyon
ekranlarından meydan okuyordu.

Hatta daha da ileri giderek racon kesiyordu.

TFF ile bütün bağlarını kesecek nitelikteki o sözleri bugün unutulmuş olsa bile hala hafızalarda yaşıyor. İnsanımızın belki de en büyük kusuru bu bellek yitimi olsa gerek. Dün söylenenlerin bugün tam tersinin yapılması herhalde bizim insanımızın lisanını çözmeye yarayan başlıca düşünce olsa gerek gerek. Evet, gemileri yakmıştı Terim ama gelin görün ki bugün sarıldığı ipin tam da o çözdüğü bağ olması kaderin insana oynadığı bir oyun olsa gerek. Oyun, çünkü sınırları belli bir alanda oynansa da bazen böyle durumlarda saha dışına da taşabiliyor. Her şey bir oyunsa eğer bu oyunda galip kim mağlup kim iyice düşünmeli insanlar?