Sümer Şehir Devletleri

Sümer bölgesi Mezopotamya’nın güney ucunda, Dicle ve Fırat nehirleri arasında, sonradan Babil olmuş, günümüzde de Irak’ın Bağdat şehrinden Basra Körfezi’ne kadar olan alan idi.

Sümer şehri, Sümerlerden önce yaşamış ve Sümerce konuşmayan ve Sami olmayan bir halk tarafından, MÖ 4000 – 2350 yılları arasında kurulmuştur. Bu halka günümüzde Proto-Fıratlılar / Ubaidliler denmektedir. Ubaid ismi Al-Ubaid şehrindeki kazı alanından gelir. Ubaidliler Sümer şehrinde kurulmuş ilk medeniyettir. Bataklıkları tarım için kurutmuşlar, ticaret, dokumacılık, dericilik, demircilik, taş oymacılığı ve çanak-çömlekçilik gibi işlerle uğraşmışlardır. Ubaidlilerin bölgeye yerleşmesinden sonra çeşitli Sami halklar da aynı bölgeye yerleşmiş, kültürlerini Ubaidlilerinki ile karıştırarak Sümerler öncesi yüksek bir medeniyet kurmuşlardır.

Sümerlerin bölgeye gelişi

Sümer medeniyetini kurmuş olan topluluğun nereden gelmiş olduğu hususu tartışmalıdır. Cevat Şakir Kabaağaçlı, eserlerinde Sümerlerin Mezopotamya bölgesine Orta Asya’dan göç ettiklerini belirtir. Sümer medeniyeti ile Orta Asyalılar arasındaki benzerlikler ortaya atılarak bu tez ispatlanmaya çalışılmıştır.Orta Asya ve Sümer kültüründe dağların doruklarının kutsal sayılması ve dağların doruklarında yaşayan çeşitli tanrılara inanılması gibi benzerlikler iki bölge arasında köken birliği ya da kültür etkileşimi olduğunun kanıtı olarak öne sürülmüştür.

Sümerlerin devlet yapısını incelediğimizde karşımıza şehir devletleri çıkmaktadır. Sümerlerde dinsel doktorinler ve devlet yönetiminin iç içe olduğu monarşik bir sistemin olduğunu belirtebiliriz. Bu durumu; her şehir devletinde birbirinden farklı tanrılara adanmış, bir rahip ya da kral tarafından yönetilen ve en önemli merkez olarak görülen tapınakların varlığından anlayabiliriz.

Sümer şehirlerinden bazıları şu şekildedir; Kiş(İnharra), Uruk(Warka), Ur(El-Muqayyer), Nippur(Afak), Lagaş(El-Hiba) …vb.Sümerler denen, dili bölgede uzun süre yaşayan halkın, MÖ 3300 yıllarından MÖ 3. binyıla gelindiğinde bölgede en az 12 şehir devleti vardı. (300 yılda 12 şehir devleti) Yapılan araştırmalarda Sümer Devleti’nin en güçlü döneminde yaklaşık 35 şehir olduğu belirtilmektedir.

Bu dönemde her kent genellikle surlarla çevriliydi. Her kentin kendi tanrısı vardı ve her kentte en az bir tapınak bulunurdu. Sümerlerde tarihin belki de ilk kral listeleri ile karşılaşılır. Fakat bu listeler genellikle tarihsel gerçeklerin ötesinde mitolojik unsurlara da sahiptirler. Örneğin kral listesine göre Tufan’dan önce Sümerlerin yaşadığı bölgede efsanevi sekiz yönetici mevcuttu. Kral listesine göre Tufan’dan sonraki ilk Sümer hanedanları Kiş, Uruk ve Ur’dur. Ünlü Gılgamış destanının kahramanı Gılgamış, kral listesine göre Uruk Hanedanı’nın krallarındandır.

Lagaş’ta iktidara gelen Ur-Nanşe yaptırdığı inşaatlarla öne çıkmıştır. Urukagina da ilk yazılı reformları sayesinde tanınmıştır. Erken dönemlerde Sümerlerin ana tanrısı An’dır, fakat sonraki dönemlerde bu tanrı yerine Enlil Sümerlerin baş tanrısı konumuna yükselir. Enlil’in Nippur’da Ekur adında bir tapınağı vardır. Bu nedenle Nippur Sümerlerin dini başkenti kabul edilir, burada tapınak yaptırmak veya bu tip inşaatlarda çalışmak, hizmetli olmak önemli sayılırdı.

Tufan’dan sonra

Tufan’dan sonra bazı şehir devletleri diğerleri üzerinde hakimiyet kurdular. Şehirleri birleştiren kralların ilki, MÖ 2800 yıllarında Kiş kralı olan Etana idi. Kiş, Erech, Ur ve Lagaş şehirleri diğerlerine hâkim olabilmek için asırlarca yarıştılar. Bu durum Sümerleri harici düşmanlara karşı zayıf durumda bıraktı. Önce Elamlılar (MÖ y. 2530-2450) ve sonra Kral Sargon yönetimindeki (MÖ 2334-2279) Akadlılar Sümerlere saldırdılar. Sargon hanedanı yaklaşık 1 asır iktidarda kaldı ve şehir devletlerini birleştirdi. Sargon hanedanının yönetim modeli tüm Orta Doğu medeniyetlerini etkiledi.

Sümerlerde toplum yapısına baktığımızda ise; sınıfsal farklılıkların olduğunu görebiliriz.  En güçlüden en güçsüze sınıflar şu şekildedir:

1)    Din adamları ve askerler
2)    Halk
3)    Köleler.

Bu sınıflara baktığımızda benzerlerini tarih boyunca ne kadar çok gördüğümüzü düşünebiliriz. Sümerlerde dinsel inanışların önemi anlaşılacağı üzere büyüktür. Sonraki dönemlerde din adamlarının güçlenerek kent yöneticileri haline gelmeleri hem dinsel hem de siyasi tüm işleri yürütmeleri, bir noktada Ortaçağ dönemiyle benzerlik taşımaktadır. Çok farklı coğrafi bölgelerde, çok farklı dönemlerde yaşayan toplumların benzer özelliklere sahip olması insanlık tarihi açısından oldukça ilginçtir.

Sümerler’de din olgusu

Sümerler çok tanrılı inanca sahip bir millet olarak tapınaklarına çok önem vermişlerdir. “Ziggurat” adını verdikleri tapınakları aynı zamanda onlar için sosyal merkez anlamına da gelmektedir. Ziggurat’lar üç kısımdan oluşmaktadır;

  • ilk kat erzak deposu,
  • orta kat; okul ve ibadethane,
  • üst kat; rasathane.

Sosyal hayatın tapınaklar etrafında şekillendiğini belirtmek yanlış olmaz. Sümerlerin en önemli tanrılarına örnek olarak;

Anu: Gök tanrısı
Enlil: Hava tanrısı
Ki: Yer tanrısı
Enki: Bilgelik tanrısı
Nimmah: Ana tanrıça
Nanna: Ay tanrısı
Utu: Güneş tanrısı
İnanna: Aşk tanrısı

verilebilir.

Evrenin oluşumuna dair Sümer bakışı

Sümer mitolojisine göre insanın yaradılışı ve evrenin yaradılışı aşama aşamadır. İlk olarak deniz vardır, deniz ve yer birleşir, kozmik bir dağ ortaya çıkar, tanrılar insan haline gelir ve Anu (Gök tanrısı) ile Ki (Yer tanrısı)’nın birleşiminden Enlil(Hava tanrısı) doğar. Enlil’in Ki’yi ele geçirmesiyle Nimmah(ana tanrıça) ortaya çıkar ve dünyanın esas şeklini ve düzeni Nimmah tarafından oluşturulur. Bu durum Gılgamış Destanı’nda da ele alınmıştır.

İnsanın yaradılışına bakarsak; insan tanrılara hizmet edilmesi için yaratılmıştır. Bilgelik tanrısı Enki’nin isteği üzerine insan, Ninmah ve Nammu tarafından dünyaya gönderilmiştir. Sümerler bu inanışa uygun olarak tarımla uğraşmayı tanrılara bir hizmet olarak görmüşlerdir.

Bir bilim devleti olarak Sümerler

Sümerlerin en eski medeniyeti oluşturmalarından, toplum yapıları ve dinsel inanışlarından bahsettik. Kuşkusuz tüm bunlar önemli fakat Sümerler dediğimizde esas önemli olan durum; bilime verdikleri önemde gizli. M.Ö 3500’lü yıllarda yaşayan bir uygarlığın evreni açıklama çabaları oldukça ilgi çekici.

Sümerlerin sulama sistemleri oluşturmalarını, tarımı geliştirmelerini, tekerleği bulmalarını ve öküzlere bağlı sabanlarla toprakları sürer hale gelmelerini ihtiyaca yönelik gelişmeler olarak yorumlayabiliriz. Ama Sümerler bunların yanı sıra farklı buluşlara da imza atmışlardır. Matematik konusunu ele aldığımızda; 60 rakamına dayalı “seksajismal sayı sistemi”ni bulmuş ve bu sistemi tüm zaman ve mekân hesaplamalarında kullanmışlardır.

Sümerlere göre ay; 30 gün, yıl; 360 gündür. Gece 12 saat, gündüz de 12 saattir. Bir yıl; 12 aydır. Dört işlemi, çarpma ve bölme cetvellerini bulmuşlardır. Yine dairenin 360 dereceye bölünmesi gerektiğini öne sürmüşlerdir. Bu bilgilere dayanarak; günümüz takvim sisteminin temelini Sümerler’e dayandırmamız kanaatimce yanlış olmayacaktır. Sümerler aritmetik ve geometrinin temelini atan medeniyet olarak kabul edilmektedir.

Sümerlerin tapınakların en üst katını ayırdıkları rasathanelerle uzaya ilişkin yaptıkları çalışmalar astronomi biliminin temelini oluşturmuştur. Güneş ve ay tutulmalarını saptayabilmişler. Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter’in hareketlerini takip edip kayıt altına almışlardır. En önemli merkezlerinde rasathaneleri kurmaları ve uzaya ilişkin bilimsel saptamaları onların bilime verdikleri önemi açıkça ortaya koymaktadır. Günümüzde popüler olan burçlar da yine Sümerler tarafından ortaya çıkarılmış ve günümüze ulaşmıştır.

Alan, hacim, uzunluk ve ağırlık ölçülerini kullanan Sümerler; sütun, kubbe ve kemer yapılarını bulan ve bunları mimarilerinde kullanan uygarlıktır. Kabartmacılık, oymacılık, heykeltıraşlık, kuyumculuk yine o dönemde ortaya çıkmıştır. Çanak çömlek yapmışlar ve madenleri işlemişlerdir.

İnsanlık tarihinin en önemli buluşlarından biri olan tekerlek; Sümerlerin vurgulanması gereken buluşlarından birisidir. Tarihi kayıtlara bakıldığında ilk tekerlek tasviri; M.Ö. 3.500 yıllarına ait, Sümerler tarafından resmedilmiş bir kızakta görülmektedir.

Hukuk kurallarını da ilk kez bulan devlet yine tarihte Sümerler olarak belirtilmektedir. İlk kurallar Lugaş Kralı Urukagine tarafından oluşturulmuştur.

Çivi yazısıyla tarihe imza atmak

Sümerler fikirler ya da sözcükler için farklı grafik semboller kullanmışlardır. Bu semboller; “İdeogram” olarak adladırılmaktadır. Yine Sümerlerin yazınsal eserlerine bakıldığında pitogramlara da rastlanmaktadır. “Pitogram” da yine bir kavramı resmetme yoluyla temsil eden semboldür, fakat sadece somut kavramları temsil eder. Örnek verirsek; bir evi, bir tapınağı…vs. Sümerler tarihte, yazıyı bulan ilk medeniyet olarak yer almaktadır. Yazının bulunduğu tarih olarak M.Ö 2500’lü yılları söyleyebiliriz. Buldukları çivi yazısı sayesinde sonraki dönemlerde Sümerlerle ilgili bilgilere kolayca ulaşılmıştır.

Sümerler buldukları çivi yazısı ile yazınsal alanda önemli eserler bırakmışlardır. Bunlara örnek olarak Gılgamış Destanı, Yaradılış Destanı ve Tufan Hikâyesi verilebilir.

Sümerler konuştukları dili; “Emegir” olarak adlandırmışlardır ve okullarda dil eğitimine önem vermişlerdir. Sümerce üzerine yapılan çeşitli araştırmalarda; Sümerce’nin Ural-Altay dil ailesine benzediği belirtilmekte, Türkçe ile benzerlik ve farklılıklara değinilmektedir. Bu çalışmalara örnek olarak; İbrahim Okur ve Muazzez İlmiye Çığ’ın araştırmalarını gösterebiliriz.

Mustafa Kemal Atatürk’ün de Sümerce ve Sümerler’e verdiği önem büyüktür, bunu da belirtmeden geçemeyiz. Atatürk; Sümerceyi Türkçeye yakın bulmuş, Sümerlerin Asya’dan gelmiş olabileceklerini düşünmüştür. “Sümeroloji” bölümünün kurulmasını sağlamasından, 1933 yılında Sümerbank’a bu ismi vermesinden verdiği önemi açıkça görebiliriz.

Sümerli Devleti’nin makus talihi

Sümerli Devleti yaşadığı bolluk bereket döneminden sonra maalesef güçsüzleşmeye başlamış, Mezopotamya’ya göç eden Akkadların egemenliği altına girmiştir. Son kalan Ur Kenti’nin yönetiminin de düşmesi sonucu Sümerlilerin yönetimi son bulmuştur. Bundan sonra Mezopotamya’da Sümerli olmayan farklı grupların yönetimleri söz konusudur.

Aşağıda alıntı yaptığımız Sümerli Ludingirra kuşkusuz çivi yazısını etkili bir şekilde kullanan biri. Kendisi bir öğretmen, 70 yaşına geldiğinde ülkesinin gelecekte unutulmaması için bir şeyler yapmanın gerekli olduğuna inanıyor ve anılarını yazmaya başlıyor. Bunu neden yaptığını yaptığımız alıntı yoluyla bir de kendisinden öğrenelim;

“Ben küçük bir adamım, bunu önlemek elimden gelmez diye yakınıyordum. Bir gün birdenbire aklıma geldi. Ben bir yazar olduğuma göre, ulusumuzun bulduklarını, başardıklarını, geçmişimizi, geleneklerimizi, ne kadar uygar olduğumuzu, gerek Sümerliliklerini unutmaya başlayan gençlerimize, gerek daha sonra gelecek kuşaklara neden yazılarımla bildirmeyeyim dedim ve yaşamöykümü yazmaya karar verdim. Böylece her tarafa, herkese, her çağa ulaşacağımı umut ediyorum”

Ludingirra’nın bu ifade ettiklerinin tamamı bir kurgu değil, gerçek. Bunları bize ulaştıran Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ.“Sümerli Ludingirra” isimli kitabında incelediği tabletlerden derlediği Ludingirra’nın anılarına yer vererek o döneme farklı şekilde bakmanızı sağlıyor.

Ludingirra’dan son olarak:

“Bizim uygarlığımız belki binlerce yıl sonra yaşayan insanlara da geçecek. Bizim attığımız temeller üzerine yenilerini koyacaklardır. Ah! Onlar da bizi hatırlayıp bıraktığımız kültür mirası için teşekkür edebilseler.”

Ludingirra’ya Sümerler tarihini incelediğinizde şaşkınlıkla katılıyorsunuz. Kültür seviyesi yüksek, bilimsel yenilikleri gerçekleştiren bir medeniyetle günümüz medeniyetleri arasındaki benzerlikleri görüyor ve karşılaştırma yapma imkânına sahip olabiliyorsunuz. Günümüzde sahip olduğumuz teknolojik ve sosyolojik bazı imkânlarımızı onların medeniyeti sayesinde kazandık, bunu ön gören Ludingirra’ya hayran kalmamak imkânsız. Mezopotamya’nın bu güçlü, bilgili toplumunun buluşlarının tarihimizde önemli bir yere sahip olduğu bir gerçek. Sümeroloji biliminin devamının ve gelişiminin desteklenmesi bu noktada büyük önem arz ediyor.