Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

Varolmanın-Dayanılmaz-Hafifliği-Milan-KunderaVarolmanın Dayanılmaz Hafifliği 1984 yılında Milan Kundera tarafından yazılmış ünlü bir romandır. 1960 lı yılların sonlarına doğru Prag Baharı namıyla bilinen dönemde Prag kentinde geçen  roman,  ana karakterlerinin hayata karşı geliştirdikleri tavırları ve bakışları üzerinden hayatı sorgulamaktadır.

Daha açık bir ifade ile Cerrah Tomas karakterinin yaşantısını ve düşüncelerini örnek göstererek hayatın aslında keyfi ve anlamsız olduğu savına dayanıp varolmanın dayanılmaz bir hafifliğe sahip olduğu iddiasını dillendirdiği gibi Karısı Tereza gözünden ise etrafımızda olan veya yaptığımız herşey gizli yada açıktan bir anlam yüklü olduğu göstermektedir.

Roman 1982 yılında yazılmış olmasına rağmen 1984 yılına kadar basılmamıştır ki 1984 yılı olan bu basım Fransızca gerçekleşmiştir. Orjinal Çek dili versiyonu ancak 1985 yılında basılabilmiştir.

Prag Baharı Nedir ?

Prag Baharı, Çek siyaset adamı Alexander Dubček’in 1968 yılında iktidara gelmesi ile başlayan ve Çekoslovakya’yı politik olarak liberalleştirme çalışmalarının yapıldığı bir dönemdir. Ancak 1968 yılının 20 Ağustosu’nda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Varşova Paktı müttefiklerinin (Romanya hariç) ülkeyi işgal etmesi ile başarısızlıkla sona ermiştir.

Liberalleştirme çalışmaları hedef olarak basının özgürleştirilmesi ve daha demokratik çok partili bir hükümet kurulması gibi değişik ve önemli düzenlemeler içeriyordu. Bu çalışmalar başarıyla sonuçlandığında ise federal bir anayasa yazılarak Çekoslovakya Sosyalist Cumhuriyeti’nin çekler ve slovaklar olarak eşit iki ulusa bölünmesi tasarlanmıştı.

Sovyet işgali ile 200.000 – 600.000 arasında değişen Varşova Paktı askerleri Çekoslovakya’ya girdi. İşgalin sonunda yaklaşık 300.000 civarında insan Batı ülkelerine göç etmek zorunda kaldı.

Kitabın Karakterleri

Roman 1960’ların sonu ve 70’lerin başında genel olarak Pragda geçmektedir. Ana karakterler Tomas isminde bir cerrah, kocasının ihanetlerinden bıkmış olan Tomas’ın karısı fotoğraf sanatçısı Tereza, Tomas’ın metresi özgür ruhlu bir sanatçı olan Sabina, Franz isminde Sabina’ya aşık isviçre kökenli bir üniversite hocası ve Tomas’ın iyice yabancılaştığı önceki evliliğinden olma oğlu Simon’dur.

Cerrah Tomas; Çek cerrah ve entellektüeldir. Kadınlara flört yapmayı sevmesiyle de bilinen ama aynı zamanda işkolik bir kişidir. Ona göre Cinsellik ve aşk birbirinden tamamen ayrı iki kavram çünkü cinselliği bir çok kadınla yaşayabilmesine rağmen sevdiği tek kadın karısı. Tomas bu iki kavramın bu şekilde ele alınmasında bir zıtlık görmüyor. Romanın başlarında zaman zaman karısını bakmakla yükümlü olduğu bir sıkıntı olarak gören Tomas, Rus işgalinden sonra karısıyla beraber Cenova’ya kaçar ve burada da zamparalığına devam eder. Bir süre sonra memleketini özleyen Teresa köpeği ile beraber Prag’a döner. Karısı döndükten sonra karısının eksikliğini hisseden Tomas karısının peşinden Prag’a gider. Fakat bir derginin editörüne yazdığı mektupta Çek komünistlerini Thebes’in mitolojik kralı Odepious’a benzetmesinden  ötürü başı dertdedir. Sonunda Pragda yaşadığı sıkıntılardan dolayı bıkkınlık getirmiş, kadınlara ve işine olan bağlılığından vazgeçmiş  ve karısı Tereza ile kasaba hayatını seçmiştir. Mezar taşın’a oğlu Simon şöyle yazdırmıştır;

”Cennetin Krallığını Dünya’da Yaşamak İstemişti.”

Fotoğrafçı Teresa; Tomas’ın genç karısıdır. Naif ve entellektüel bir fotoğraf sanatçısıdır. Sovyet işgali sırasında foto muhabir olarak işgal karşıtı isyancılara destek veren tavır sergiler. Tereza, Tomas’ı ihanetlerinden ve zamaparalıklarından ötürü kınayamaz ve terk edemez çünkü hatayı kendi zayıf karakterinde aramaktadır. Tereza insan vücudu ve özellkle kadın vücuduna yönelk geliştirdiği tavırla karşımıza çıkar. Kitap boyunca Tereza Tomas için için herhangi bir kadın vücudu haline gelmekten korkmuştur. Tereza kocasıyla beraber kasaba hayatına geçiş yaptığında kendisini çiftlik hayvanlarının bakımına ve kitap okumaya vermiştir. Çiflikte geçirdiği zaman zarfında hayvanlara yönelik sevgisinden yola çıkarak kendi bilinçaltına inmeyi başarır ve etrafındaki insanlara yabancılaşarak yaşadığı buhrana şöyle bir açıklama getirir;

”Aslında kadın ve erkek olarak Tomas ve Tereza, Adem ve Havva’nın terk ettiği cennete dair son halkalardı”

Sabina; Tomas’ın metresi ve en yakın arkadaşıdır. Sabina hayatını hafife alarak ve kolaycılığa ekstrem bir örnek olarak yaşar öyle ki kadın erkek arasındaki ihanetde rolünü içten bir mutlulukla yaşar. Güya avama yönelik sanata, sıradanlığa ve basitliğe savaş açmıştır fakat asıl derdi Komünist Parti ve Ailesinin koyduğu baskıcı kriterlerle de mücadele etmektir. Yaptığı tablolarda bunların izi çok rahat görülebilmektedir. Büyükbabasının Şarlo türü şapkasıyla olan sembolik ilişkisi de ayrıca ön plana çıkmakta ve farklı anlamlar kazanmaktadır.

Franz; Sabina’nın aşığı Cenovalı idealist bir profesör. Franz Sabina’ya aşık olur çünkü onu Prag baharını başlatan liberal Çek isyanının sembolü olarak kabul etmiştir. Nazik ve kibar beyefendidir. Romanın hayalperest kahramanlarından biri olarak tüm davranışları annesine ve Sabina’ya duyduğu sadakate dayanmaktadır. Tüm hayatını kitap ve akademi dünyası etrafında şekillendiren Franz sonunda huzuru ve heyecanı yürüyüşlere ve protesto gösterilerine katılarak bulmaya başlar. En son Tayland’da Kamboçya sınırına doğru bir yürüyüşe katılır. Yürüyüşten sonra Bangkok’da kendini soymaya çalışan hırsızlar tarafından ölümcül bir şekilde yaralanır

Karenin; Tomas ve Tereza’nın köpeği. dişi bir köpek olmasına rağmen ismini ünlü Rus roman karakteri Anna Karenina’nın kocası Alexei Karenin’den alır.Değişimi hiç sevmeyen Karenin kasabaya göçten sonra sahiplerinden daha çok ilgi gördüğü için mutlu olur. Mefisto adında bir domuzla arkadaş olur. Kasaba’da geçen süre zarfında Tomas Karenin’in kanser oluğunu anlar. Karenin’in kanserli tümörü alınmasına ölümü kesinleşmiştir. Ölüm yatağında acısını hafifletmeye çalışan Tomas ve Tereza’yı gülümseyerek karşılar ve onların tekrar birbirleriyle yakınlık kurmasına vesile olur.

Romanın Felsefi Altyapısı

Romanın alışılmışın dışında başlığı aslında konusuna da işaret etmektedir; hayatın hem ağır hemde hafif olarak yaşanabileceği düşüncesi…

Kitabın yazarı Kundera, Nietzsche’nin ”yaşamı tekrar tekrar sonsuza dek yaşamak mümkün olsaydı korkunç bir döngü olurdu” savını farklı bir açıdan cevaplamaktadır. Yazar bu sava karşılık olarak hayatta sadece tek bir şansımız olduğunu düşünmenin daha zor olduğunu iddia etmektedir. Önemli konulardaki kararlarımızın potansiyel sonuçlarını karşılaştırma imkanı olmadığından hayat aslında keyfi ve anlamsızdır yani dayanılmaz bir hafifliğe sahiptir.

Bu sav Kundera’nın kitabının temasını teşkil eder. 60’lı yılların sonuna doğru Pragta geçen roman aslında keyifli bir hayat süren cerrah Tomas hakkındadır. İflah olmaz bir zampara olan Tomas cinsellikten ve anlık zevklerden hoşlanmaktadır. Fotoğraf sanatçısı karısı Tereza için ise yaşam ağır bir şeydir ve bu denli hafife alınamaz. Onun gözünde etrafımızda olan veya yaptığımız herşey gizli yada açıktan bir anlam yüklüdür. Birbirlerini çok sevmelerine rağmen evlilikleri giderek zorlanmaktadır.

Roman’ın ilerleyen süreçlerinde Tomas yazdığı bir mektupta kullandığı bir benzetme yüzünden Komünist Parti ile ters düşünce ülkeden kaçmak zorunda kalır. Bu süreç içerisinde karısı Tereza ve metresi özgür ruhlu Sabina arasında seçim yapmak zorunda kalır.

Romanda Tomas’ın başına gelen pek çok olay 1968 Prag Baharı sırasında Kuntera’nın yaşadıklarını temel almaktadır. Prag baharı dönemi ülkeyi Sovyet tankları işgal edene dek yaşanan kısa bir özgürlük dönemidir.  1988 yılında romana dayalı olarak aynı isimle çekilen filmi  hiç beğenmeyen Kundera,  filmde romanın ve karakterlerinin ruhunun kaybolduğunu iddia etmiştir. Hatta yaşadığı hayal kırıklığı o kadar büyükdür ki bir daha hiç bir romanının filme çekilmesine izin vermeyeceğini de belirtmiştir.