Yaptığın İş Senin Karakterine Bürünsün

Avustralya günlerimden hatırlarım. Gittiğim ilk aylardı ve deli gibi iş arıyordum. Henüz İngilizcemin çok iyi olmadığı dönemlerdi ki bu yüzden iş bulmakta çok zordu. Hiç unutmuyorum, bir yaz günü toptan mermer satışı yapan bir şirketin günlük indir kaldır işleri için saatliği 8 dolardan bir iş bulmuştum.

Üstlendiğim iş herkesin yapabileceği türden oldukça basit bir işti. Herhangi bir zeka yada yetenek istemiyordu. Sadece mermer bloklarını bir yerden başka bir yere taşıyorduk. 8 dolar küçük bir ücret gibi görünsede benim için kıymetliydi ve paraya ihtiyacım vardı.

İhtiyacım olduğu için etrafımdakilere göre daha hızlı ve daha fazla çalışıyordum. Normalde yapılacak işin en az iki katı iş yapıyordum ve bu durum muhakkak şirket sahibinin de dikkatini çekiyordu. Sadece şirket sahibi değil tüm yönetim kademesi benim işe kendimi verişimi farkettiklerini selam vermeleriyle dahi hissettiriyorlardı. Aslında benim farkedilmek gibi bir derdim yoktu sadece iş bulduğum için çok mutluydum. Çünkü ödemem gereken taksitler ve faturalar vardı.

Bir kaç gün sonra benimle birlikte çalışan bir kaç işçi beni kenara çektiler. Göçmen işçilerdi ve kırık dökük ingilizceleriyle bana daha yavaş çalışmam gerektiğini ve bu kadar çok çalışmamam gerektiğini söylediler. Kısacası diğer işçilerin temposuna uymam için uyardılar. Çünkü kendi tempomla onları tembel ve yavaş gösteriyordum. Bana aldığımız parayı hatırlatarak bu para için kendimi bu kadar parçalamamam gerektiğini söylediler.

21 yaşındaydım ve yabancısı olduğum bir ülkede zor bulduğum bir işi hakkıyla yapmamam konusunda uyarılmıştım. Doğal olarak bir şaşkınlık yaşadım fakat konuyu yönetime taşımadan diğer işçilerden bağımsız bir bölgede tempomu düşürmeden çalışmanın yolunu buldum. Böylece tempomu değiştirmeden ve diğer işçileri de kötü göstermeden sorunu çözmüş oldum. Takip eden ay saat ücretim 10 dolara çıkarıldı. 🙂

Muhatabı olduğum bu hastalıklı zihniyetin analizini çok sonra yapabilme fırsatı buldum.

Beni uyaran diğer işçiler yavaş ve kapasitelerinin yarısı kadar çalışarak ödedikleri ücret yüzünden şirketi cezalandırdıklarını zannediyorlardı. Aslında maaş günleri kendi ceplerini daha az parayla dolduruyorlardı ve bunun farkında değillerdi. Çünkü yaptığınız iş yada yüklendiğiniz görev her ne olursa olsun yapabildiğinizin en sınırlısını yapıyorsanız doğal olarak en düşük ücrete de aday olmuş olursunuz.

Dediğim gibi üstlendiğiniz işin doğası ne olursa olsun eğer gerçek potansiyelinizi çıkarmıyorsanız ücretinizi de yukarı çıkarmanız pek mümkün değildir. Bu zihniyet zayıf performansa ve kötü sonuçlara sebep olur ki bir süre sonra bir çalışma kültürü olarak bünyenize yerleşir.

O halde ne yapmak lazım ? Yapabildiğimizin en iyisini yapmamız lazım.

Çünkü her neyi yapıyorsanız yapın, ya siz yaptığınız işin karakterine bürünürsünüz ya da iş sizin karakterinize…

Vesselam…