Yurttaş Kane, Stockholm Sendromu ve Goncagül

large_citizen_kane_blu-ray_7

Orson Welles’in yönettiği ve aynı zamanda başrolünü de oynadığı Yurttaş Kane çok tartışılmış, övgü almış, ilham kaynağı olmuş ve pek çok eleştirmen tarafından en iyi film olarak değerlendirilmiştir. Mesela Amerikan Film Enstitüsü (AFI) bütün zamanların en iyi 100 Amerikan filmini belirlerken eleştirmenler ve tarihçilerin katılımıyla belirlediği listenin ilk sıralarına genelde Orson Welles’in 1941 tarihli Yurtaş Kane adlı filmini koyar.

Peki ama bu filmi bu kadar büyük yapan şey ne? “Neden en iyi?” sorusuna bir çok kişi kendince cevaplar veriyor elbette fakat bu cevaplar diğerlerini ne derece tatmin ettiği tam bir muamma…

Bildiklerimizi paylaşalım, örneğin filmi tekniği açısından değerlendirince ilk kez siyah beyaz bir filmde bir oyuncunun yüzü tamamen karanlık gösterilmiş olduğunu öğreniyoruz. Yine filmin bir sahnesinde Kane’in ilk karısı ile ilişkisini anlatırken aralarındaki masanın giderek uzaması duygusal olarak da uzaklaşmalarını da anlatan bir mizansenmiş. Ayrıca Welles’in kullandığı derin odak tekniği abartılı ve ekspresyonist ışıklar, düşük ve yüksek açılı çekimler katmanlı sesler onlarca yıl sinema öğrencilerini meşgul etmiş. Örneğin Kane’in politikacı olarak kürsüde konuştuğu sahnelerde büyüklüğünü gösterme adına kamerayla alttan çekim yapılmış olması yani kameranın iktidar sahibi kişileri alttan, onların karşılarında ezilenleri de üstten çekmesi ilginç bir detaydır. Bu ve benzeri ilham kaynağı olduğu sahnelerin derlendiği videoyu aşağıda izleyebilirsiniz.

History Became Legend, Legend Became Myth… (LOTR)

Filmin bu derece övülmesi sanki abartı ifadelerle dolu bir hikayenin kulaktan kulağa yayılarak karşı konulmaz bir büyüklüğe ulaşmasını andırıyor. O kadar büyüyor o kadar çok konuşuluyor ki bir süre sonra hikaye tarihsel bir gerçekliğe dönüşüyor oradan efsane haline dönüşüyor ve en son sorgu sual olmadan herkesin hem fikir olduğu ve karşı çıkmaya cesaret edemediği bir mit haline geliyor. Tıpkı Tolkien’in yüzük kardeşliğinde Galadriel‘in yüzük için söylediği gibi… Ve öyle bir hale geliyor ki bu mit/yalan sizi rehin alıyor… Böylece yapılan bir sinema anketine katılan herhangi bir sinemasever en iyi ilk 10 film içerisine “Yurttaş Kane”i de yazmak zorunda hissediyor. Yüzünde sebebini bilmediği halde doğru bir iş yaptığını tasdik eden bir tebessüm eksik olmadan…

Evet film çok sağlam bir kurguya sahip ve çok yeni teknikler getirmiş ama sadece çok iyi bir kurguya sahip olması yada ”bu film olmasa hala ışıkları tavandan veriyorduk” gerekçesi bir filmi tüm zamanların en iyi filmleri listesine bu kadar kolay sokmamalı. Aslında hayatın hiçbir köşesinde birisini yada birşeyi övmek amacı ile yaratıcı yada iştirakçi olarak katkıda bulunduğunuz bir yalanın sizleri rehin almasına müsade etmemelisiniz. Çünkü bir rehine sonsuza kadar rehine kalamaz, sonu ya ölümle biter yada kurtuluşla…

Yurttaş Kane Filminin Konusu

Olay örgüsü bir gazetecinin, Welles’in canlandırdığı Charles Foster Kane karakterinin yaşamı ve ölümü ile ilgili yaptığı araştırma etrafında gelişir. Kane, sıfırdan önemli ve tanınmış bir figür haline gelen efsanevi bir Amerikalıdır. Hikaye’nin büyük bir kısmı Kane’i en iyi tanıyanların yaşadığı geçmişe dönüşlerle anlatılmaktadır. Böylece film bir yap boza dönüşür. Gazeteci Thompson sıklıkla birbiriyle çelişen parçalardan anlamlı bir hikaye oluşturarak adamın gerçek yaşamına ulaşmak için çalışmak zorundadır. Thompson, Kane’in ölmeden önce söylediği son söz olan ”Rose Bud – Goncagül ‘ün ortadaki gizemi çözecek bir anahtar olduğuna inanmaktadır.

Su Yüzüne Vuran Goncagül – Rosebud

main-qimg-50c4a01d6630dade9e40958940600163Zamanın pek çok Holywood filminden farklı olarak Yurtaş Kane kronolojik olarak anlatılmamaktadır. Thompson karakterinin de farkettiği gibi parçalar yapbozu tamamlamamaktadır. Yine de filmin sonunda Rose Bud yani Goncagül’ün gizemini çözüyoruz. Kane’in ölümden önce söylediği son sözler olan Rose Bud – Goncagül çocukluğunu geçirdiği memleketi Kolarodo’daki  kayağının ismidir. Senaristler bu kelime ile muhtemelen Kane karakterinin çocukluğundaki mutluluğuna gönderme yapmaktadırlar. Eline aldığı küre’nin içindeki kar taneleri ile birlikte aklına gelen çocukluğu ve elindekı kızağı Goncagül’dür. Goncagül çocukluğuna olan özlemini, o günlerdeki saf mutluluğunu sembolize etmiştir.

Kane, Rose Bud – Goncagül kelimesini ilk kez karısı onu terkettiğinde söyler. Söylerken avuçlarında kar efekti verilmiş cam küre vardır. Kar efekti, dediğimiz gibi ailesinden ayrıldığı karlı günü çağrışım yapmaktadır. Aynı zamanda (argoda) anne rahmi anlamına gelen Rosebud, onun hayatı boyunca sevebildiği tek kişi olan annesine özlemi ve de özellikle “sevebilme” isteği ve ayrılığın acısını simgelemektedir. Bu yüzden karısı onu terkederken de, ölürken de içindeki uhdeler Rosebud sözcüğü ile su yüzüne vurmaktadır.

Özetle, bazen tek bir nesne, bir görüntü yada duyduğumuz bir kelime bizi geçmişe götürür. Çağrışımların bizi yaşanmışlıklara taşıdığı bu yolculuk gözlerimize yansırken mutluluk yada pişmanlık sıcaklığı kaplar benliğimizi ve hiç ummadığımız oanda aniden vurur suyun yüzüne boklar ve yosunlar…

Yurttaş Kane Filmi Hakkında Spekülasyonlar

Yurttaş Kane filmi yayınlanmadan önce de tartışmalara neden olmuştur. Medya patronu William Randolph Hearst filmin kısmen kendi yaşamı üzerine temellendirildiğini öğrenince  yayınlanmasını engellemek istemiştir. Başarısız olunca şantaj, yıldırma, gazete haberleri ve diğer teknikleri kullanarak caydırmaya çalışmıştır. Film ilk gösterime girdiğinde tanıtımı başarısız olmuş ve gişe de büyük beklentilere karşı hayal kırıklığına uğramıştır. Bu başarısızlıkta dağıtımı engellemeye çalışan William Randolph Hearst’ün de etkisi şüphe götürmez bir gerçektir.

Film Oscar’a dokuz dalda aday olmuş, yalnızca en iyi özgün senaryo dalında ödül alabilmiştir. Welles senaryo dalındaki Oskar ödülünü Herman Mankiewich ile paylaşmıştır. Hangisinin senaryoda daha etkin olduğu ise hala tartışmalıdır.