Serbest Yazılar & Denemeler

Zihnim Otobüs Gibi

İki yıldır buradaydım. Sahaflar çarşısının en ucunda bulunan bir dükkânın içindeydim. Ayaklarımın ucuna basarak yürümüştüm içinde bilmeden. Uzunca bir koridoru vardı. Her şey karışıktı. Düşüncelerim yerini bilmiyordu. Ne yapacaktım. Nasıl anlatacaktım kendimi. Kendimi hangi köşeye koyacaktım. Bu kadar kitabı okuyacak mıydım? Dergiler, gazeteler, romanlar, şiir kitapları, resimli gazeteler, takvim yaprakları, plaklar, kasetler arayıp da bulamadığınız her şey var gibiydi içinde. Bulamamıştım. Önce yanması gereken elektrik düğmesini sonra kendimi.

O günden sonra babam devamsızlığıma dikkat etmem noktasında sürekli uyarıyordu beni. Sınıra yaklaşmıştım. Okulların kapanmasına daha 2 ay vardı. Devamsızlık hakkı 20 gündü ve ben bunun 15 gününü kullanmıştım. Sonuçta fırtına dinmişti. Ben alışkanlıklarıma tekrar dönmüştüm. Her sabah beklediğim gibi beklerdim otobüsü. Zihnim otobüs gibi kalabalıktı. Yer koyacak düşünce kalmamıştı ötesinde berisinde. Hangilerini atmam gerekiyordu acaba? Kullanılmış ve yıpranmış o kadar düşünce vardı ki. Şu tarihin yazının bulunmasından önceki dönemini öncelikle zihnimden sileyim. Yoksa silmesem mi? Yeni düşüncelere yer yok. Mutlaka silmeliyim bazı taraflarını. Ama silersem onu da silmiş olurum. Kimi? Kendimi. İsmimi. Anlamımı. Geçmişimi. Vazgeçtim o dönemi silmekten. Ben en iyisi coğrafyadan edindiğim dağları sileyim. Zaten beni üşütüyor zirvelerinde kar tutan dağlar. Evet, önce ağrı dağını sileyim. Çünkü en çok onu hatırlıyorum zihnimde. Sonra Kaçkarları, boçkarları, yıldız dağlarını… Hala boşalmış değil zihnim. Zihnim hala bir otobüste yolculuk ediyor.

İlk gün zor geçmişti benim için. Aradığım hiçbir şeyi bulamamıştım. Müşteriler şikâyetçiydi. Gelen geri gidiyordu. Ustam birkaç kere yardımcı oldu ama o da birkaç kereydi. Onun görevi bulmak değildi. Satın almak ve satmak. Bulmak ve getirmekle görevli olan bendim. Zamanla bulmaya başlamıştım. Aradığım şeyler çok uzağımda değildi. Ardımda, sağımda, solumda, az uzağımda, az daha uzağımda,koridorun sonunda…

Alışmıştım zamanla. Alışkanlıklar edinmiştim. Müşteri olmadığı zamanlarda kitap okuyordum. Ustam hafiften göz ucuyla beni süzerdi. Soru sormazdı. Öğrenmek istediğini bazen ben söyler ki çoğu zaman eksik söylerdim bazen de kendisi halimden anlardı. Öğretmen emeklisi bir insandı. Eşi ölünce bu dükkânı açmış. Kimi kimsesi yoktu. Bir oğlu varmış onu da Erzincan depreminde kaybettiğini söylemişti. Ben sormamıştım. Kendiliğinden sebepsiz yere anlatmıştı. Olup biteni. Tayini çıkınca Erzincan’a gitmişler. Yaklaşık 5 yıl görev yaptıktan sonra tam Yozgat’a tayin isteyecekken depreme yakalanmışlar. Kendisi ve eşi kurtulmuş. Oğlu betonların altında kalıp can vermiş. Anlatırken gözlerinin dolup dolmadığını hatırlamıyorum ama oğlum derken sözcükten hiçbir şey düşürmediğini fark etmiştim. Bütün varlığını kaybetmiş bir adamın hikâyesi gibi duruyordu önümde. Oğlum derken beni buluyordu karşısında.

Otobüs varmak üzereydi okula. Yolcularla birlikte zihnimde boşalmaya başlamıştı. Son öğrendiğim felsefe kuramlarını da attıktan sonra iyice rahatlamıştım. Üzerimden ağır bir yük kalkmıştı.

Ders matematikti. Anlamakta zorlanıyordum. Hiçbir zaman matematikten başarılı  olamamıştım. Bilinmeyen bir aile gibiydi. Sürekli bize kendisini bulduruyordu. Bazen çocuğu olan açıları, bazen dayısı gibi gördüğüm fonksiyonları, bazen rasyonel sayıları, bazen de denklemleri. Kalabalık bir aileydi. Mutluydular. Uzaktan öyle görüyordum ben. Mutluluklarını bölmek istemedim açıkçası. Mezun olana kadar aradığım hiçbir aile ferdini bulamadım. Sanki bu dünyada yaşamamışlardı. Ya da yaşayıp uzun süre önce göç etmişlerdi.

Çoğu şeyi öğrenmiştim artık dükkânda. Ustamın geliş gidiş saatleri belliydi. Dükkânı bana açtırıp kendisi kapatırdı. Çevre esnaftan kimseyle doğru düzgün konuşmuşluğum yoktu. Gelenler benden yüz bulamadıkları için soru da sormazlardı. Ustam alışmıştı bu duruma. Öğle yemeğinden geldikten sonra bir çay söyler sonra hesapları kontrol ederdi. Bütün işi gücü bana bırakmıştı. Oğlu gibi sevemese de fazlasıyla yakınlık gösterirdi bana. Beni şikâyet edenlere aldırmaz onu üzmeyin diye de hep bir nasihat ederdi. Zamanla o da unutmuştu kim olduğumu. Öğrenmişti halimi. Yüzümün değişen şeklini ilk o fark etmişti. Bundan üç ay önce gelen bir müşteri bir kitap siparişi vermişti. Yarın gelip alacağını söyledi. Ben ertesi gün kitabı hazır etmiştim. Ücretini ödemeden önce ustamla uzunca bir sohbete dalmışlardı. Ne olduysa bilmiyorum söz bana geldi. Sorular sormaya başlamıştı. Tedirgin olmuştum. İlk o zaman yüzümün değiştiğini fark etmiş ustam. Ve ne zaman birisi soru sormaya kalktığında yüzüm değişiyordu hemen.