Serbest Yazılar & Denemeler

Bilmemek Ayıp Değil…

Yazıya hoş bir hikaye ile başlayalım

Hocanın biri aniden ölen birinin cenazesine gider.

Mevtayı ve ailesini hiç tanımaz.

Duasına başlamadan önce ölen kişinin erkek mi kadın mı olduğunu bilmediği için sıkıntıya düşer.

Garip bir tesadüf ki eline tutuşturulan kağıtta yazılı isim hem erkek ismi de kadın ismidir.

Duaya başladığında tüm hünerlerini kullanarak durumu idare eden Hoca merhum ya da merhume kısmına geldiğinde kaçacak yeri kalmaz. Mecburen mevtanın en yakınındakilerden birine öksürükle kamufle ettiği sorusunu sorar;

– Mevta erkek akrabalarınızdan mı kadın akrabalarınızdan mı?

Adam cevap verir ;

”Yeğenimdi…”

Yazıya devam edelim.

Bazen, bilmesek de bilir gibi yaparız.

Bazen de

Sadece bilir gibi yapmayız, üzerine edebiyat da yaparız.

Halbuki bilgi sermayedir bilmek ise külfet

Bu külfete ülfet ve ünsiyet peyda edersek eğer

İşte o zaman

An gelir

Bilsek de bilmezden geliveririz artık.

Sallamayız çünkü

Kim bildiğimizi biliyordan çok,

Ne biliyoruz ile hemhal oluruz

Biz yine de

Bu seferlik

Hüsni misal emsal olmasın diyelim ve

Sui misal ile yolumuza devam edelim.

Karga ile tilkinin hikayesini bilirsin, duymuşsundur muhakkak.

Bir gün, ormandaki bir ağacın dalında ağzında kocaman bir peynir parçası ile karga çok ama çok mutlu etrafını gözetliyormuş.

Ağzındaki kocaman peyniri tam yemek üzereymiş ki, peynirin kokusunu alan tilki ağacın dibinde bitivermiş.

Kurnaz tilki kargayı kandırıp, peyniri alabilmek için bir plan yapmış ve kargaya demiş ki:

‘Ey Karga kardeş! Ne kadar güzelsin, tüylerin parlak, gagan uzun, üstelik duydum ki sesin de pek güzelmiş. Ormanda herkes bunu konuşuyor, ben de bu kadar yolu senin o güzel sesini duyabilmek için geldim. Kırma beni de söyle güzel bir şarkı’

Bu güzel sözleri duyan karga hemen kendini kanıtlama sevdasına düşmüş ve ‘Madem bu kadar geldin ben de senin için güzel bir şarkı söyleyeyim’ demiş.

Elbette kaçınılmaz olan olmuş,

Şarkısını söylemek için ağzını açar açmaz, kocaman peynir parçası gagasından düşmüş.

Kurnaz tilki hemen düşen peynir parçasını kapmış ve

‘Sana her dalkavukluk edene inanıp ta ağzındaki lokmadan olma’ dedikten sonra

yürümüş gitmiş.

Bu masalı kime anlatırsak anlatalım “sen karga mı olmak istersin tilki mi?” diye sorduğumuzda hemen hemen herkes size tilki olmak istediğini söyleyecektir.

Karga gibi enayi, gagasındakini ahmaklıkla başkasına kaptıran biri olmayı kimse istemeyecektir.

İyi ama tilki tiplemesi nedir?

Kurnazlıkla yaşamını sürdüren, zekasını etrafını kandırmada kullanan, içinde yaşadığı toplumu güvensizlik yayarak çürüten, nimeti alıp külfeti öteleyen, aklı yarıştırıp, ahlakı zayıflatan…

Sen yine de acele etme, bekle biraz.

Çünkü aslında

benim için bu hikaye burada bitmez.

Akşam olur…

Tilki evine varır, ağzındaki peyniri karısına verir ve iki yavrusuyla beraber yemek masasına oturur.

Karısı mükemmel bir peynir salatası yapar ve masanın ortasına herkesin karnını doyurması için koyar.

Tilki bir yandan salatayı yerken bir yandan karga ile olan hikayesini anlatır. Peynirin nasıl sofraya geldiğini kısaca özetlerken bir yandan da gevrek gevrek güler.

Aniden,

kapı bir tekme ile açılır.

Gözü dönmüş bir şekilde elinde kasatura ile içeri dalan karga

Önce yavruları keser,

Sonra annelerini,

En sonunda tüm ailesi gözünün önünde katledilen tilkiyi öldürür.

Sonra,

Üstü başı kan içinde hiçbir şey olmamış gibi sofraya oturur

ve afiyetle peynirli salatayı bitirir.

İşte şimdi yeri geldi ki

bu hikayeden çıkarılması gereken sonucu söyleyeyim;

Bak yavru,

Her duyduğun hikaye, bildiğini sandığın hikaye olmayabilir…

Vesselam…