Velestinli Rigas ve Osmanlı Anayasası

Bu yazı günümüzde Yunan Ulusçuluğunun fikir babası sayılan Rigas’ın kaleme aldığı anayasası üzerine düşüncelerini ele alırken, onun ne kadar Osmanlı olduğunun ya da Osmanlı kimliğine olan sadakatininin sorgulanmasından ziyade, üyesi olduğu tüm Osmanlı tebaası için erken sayılabilecek bir tarihte, modern bir anayasa tasarısı hazırlamış olması gerçeğinden hareket etmektedir.

Bu bağlamda, bu yazı, bu bakış açısı ile ilerleyerek Rigas’ın Fransız ihtilalinin tesirinde eşitlik, adalet ve hürriyet gibi ilkeleri yaşadığı topraklarda canlandırmaya adadığı hayatını, etnik ayrım yapmaksızın kurduğu dostluklarını, ideallerini, eserlerini ve ortaya koyduğu anayasasını incelemektedir.

Ayrıca ölümünden sonra Osmanlı Anayasal hareketlerine olan etkisini araştırılırken nihayetinde Osmanlı sınırları içerisinde anayasal hareketlere dayalı fikirlerle kısıtlı da olsa bir karşılaştırması yapılmaktadır.

Ayrıca Rigas gibi çok yönlü ve farklı perspektiflere göre farklı roller taşıyan bir tarihi karakteri ve düşüncelerini en özgün haliyle yansıtmak ayrı bir özveri dikkat istemektedir. Bu anlamda olabildiğince objektif ve her görüşe yer veren bir yazı olmasına özellikle dikkat edilmiştir.

Bir Araştırma Konusu Olarak Neden Velestinli Rigas?

Osmanlı dönemi tarih yazımı, onu oluşturan etnik ve dini grupların kimliklerini ön plana çıkararak ve çıkarlarını önceleyerek kısacası kendilerini merkeze koyarak oluşturdukları perspektifleri ve düşünceleri ile yazılmaktadır. Diğer bir ifadeyle Yunanlar, Türkler, Araplar, Sırplar, Yahudiler, Bulgarlar, Hırvatlar, Boşnaklar, Ermeniler ve bir zamanlar Osmanlı tebaası olarak yaşamış birçok etnik grup, Osmanlı dönemini kendi önceliklerini ön plana çıkararak, kendi zaaflarını öteleyerek, kendi kudretlerine öykündürerek ve kendi ulusal kimliklerini önceleyerek anlatırlar.

Bu tavır belirli bir ölçüye kadar anlaşılır kabul edilebilir. Lakin bu tavır yüzünden çoğu zaman, çok kültürlü, çok kimlikli yani kozmopolit ve zengin bir yapıya sahip Osmanlı Tarihi ya da bu tarih içerisindeki tartışmalı herhangi bir safha, anlatanın kimliğine dayalı olarak tek yanlı ve tek boyutlu bir bakış açısına hapsolunur. Hâlbuki Osmanlı toplum yapısı devlet eli ile milletlere ayrılmış iken böylesi bir toplumun gelişimi ile ilgili her hangi bir safhaya ait tarih yazımı da o safhaya dâhil olan milletlerin imparatorluk içerisinde geçirdiği evrim, sunduğu katkı ve koyduğu direnç objektif izlenerek gerçekleştirilmelidir. Çünkü Osmanlı tarihinin tamamı ya da her hangi bir safhası o safhaya dâhil olmuş tüm etnik grupların ya da tarafların katkısını sunduğu bir bütün olarak ele alınmadıkça hakiki boyutlarının ve dinamiklerinin kavranması güçleşir (Benlisoy, 1998, s. 8).

Örneğin Türk resmi tarih anlatıcılığında matbaanın İbrahim Müteferrika tarafından ülkeye getirildiği anlatılırken Seferad Yahudi toplumunun 1500’lü yıllarda Selanik’te, Ermenilerin 1567 yılında ve Rumların 1627 yılında İstanbul’da kurdukları matbaaların genel olarak göz ardı edilmesi bu duruma bir örnektir (Kara, 2017, s. 251). Ya da Yunan Resmi devlet görüşüne göre Batı Trakya da yaşayan Türk toplumunun güya tarihsel süreç olarak Müslümanlaştırılmış Helenler tanımlamasını zorla kabul ettirmeye çalışması tarihi gerçekleri ulusal perspektiften çıkarları izdüşümüne uygun yorumlamaya başka bir örnektir. Yine Ermeni tehciri konusu Ermeni ve Türk perspektifinden incelendiğinde farklı sonuçlara çıkar ki konunun objektif tarihçilerden çok siyasetçilerin tekeline girmiş olması belgeli gerçeklerin tartışılmasından ziyade provakatif söylem ve eylemleri ön plana çıkarır olmuştur.

İşte bu çalışmanın da konusu olan Osmanlının Rum tebaasından Velestinli Rigas’ın 1793 ve 1795 tarihli Fransız anayasa versiyonlarından ilham alarak Osmanlı Devleti tebaası için 1797’ de hazırlamış olduğu Anayasa taslağından resmi tarihçiliğimizde Osmanlı anayasal gelişmeleri konusu özelinde müspet ya da menfi neredeyse hiç bahsedilmemesi de yukardaki örnekler kadar dikkat çekicidir. Üstelik Rigas’ın sözünü ettiği anlamda ilk modern Osmanlı Anayasası, onun idamından yaklaşık yüz yıl sonra tanzim edilecektir ki bu da onun, döneminin ileri görüşlü aydınlarından ve zamanının ötesinde devrimcilerinden biri olduğunun açık göstergesidir (Türkkan, 2013, s. 222-226).

Osmanlı Devleti’nde modern anayasal düşünceye yönelik tanıma ve tartışma ortamının, 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra oluştuğu göz önüne alınırsa Devlet-i Ali için oldukça erken bir tarihte, 1797 yılında, Osmanlı vatandaşı bir Rum olan Rigas’ın, sadece Rumlar için değil, Osmanlı’nın tüm tebaası için bir Pan-Balkan hükümeti anayasa tasarısı hazırlaması araştırılmaya değerdir (Hanioğlu, 2008, s. 26).  Resmi tarihçiliğimizde bu dikkatin yeterince sunulmamış olması objektif tarihçilik adına ciddi bir eksikliktir. Daha genel bir ifade ile Osmanlı tarihindeki Türk olmayan diğer etnik unsurların Osmanlı toplumuna sundukları sosyal ve kültürel kazanımlar herhangi bir rezerv koymadan objektif tarihçiliğin bir gereği olarak resmi tarihimizin içinde yer almalıdır. Çünkü Osmanlı Devleti gibi çokuluslu bir tarihsel inceleme alanının inceleme yönteminin tek ulus eksenli bakış açısına sahip olmaması gerekmektedir.

Fakat Rigas’ın Osmanlı tarihçiliği ve dolayısıyla çağdaş Türk tarihçiliği açısından da (pek bilinmeyen) ilginç bir konumu vardır. Rigas, ortaya koyduğu anayasa olarak bilinen eseri ile Osmanlı İmparatorluğu içinde demokratik bir devrim gerçekleştirmek için çalışanların ilkidir denilebilir. Maalesef bu durum Yunan tarihçiliği için muhtevasından uzak bir şovenizm konusu haline gelmişken Türk tarihçiliğinde de neredeyse tamamen yok sayılmıştır. İşte bu yüzden Rigas gibi farklı perspektiflere göre farklı roller taşıyan bir tarihi karakteri ve düşüncelerini en özgün haliyle yansıtabilmek araştırmanın nedenselliğinde ve ortaya gelmesindeki ana sebeplerden birisi olmuştur.

Bu bağlamda bu araştırma, bu yanlış tavra ortak olmayarak Osmanlı Anayasa Tarihinde bir Osmanlı tebaası olan 18. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış siyasi düşünür ve Yunan halk kahramanı Velestinli Rigas’ın Fransız devriminden etkilenerek Osmanlı ülkesinin insanları için kaleme aldığı anayasa tasarısını ve etkilerini herhangi bir etnik perspektiften bakmadan tamamen tarihsel sürece ve olgulara odaklanarak incelemektedir (Clogg, 1981, s.90).

Araştırmanın Kapsamı

Bu araştırma kapsamında Yunanlıların ulusal önderlerinden biri olarak saydıkları Rigas’ın hayat hikâyesi ve kaleme aldığı anayasa çerçevesinde ortaya attığı çoğulcu anayasa fikri, (Kitromilides, 2013, s.211) incelenmektedir.

Bunlara ilaveten kurduğu ya da öncü rol aldığı Eterya gibi örgütler, kendisine atfedilen Balkan Federasyonu gibi oluşumlar (Fabbe, 2019, s. 68), Pazvantoğlu Osman gibi devlete asi paşalarla olan dostlukları (Woodhouse, 1995, s. 21, 23, 47–48, 90–91, 146–147), hakkındaki Masonluk, Bektaşilik ve Helen milliyetçisi gibi iddialar da (Hasluck, F.W. 1929, s. 594-595) ayrıca ele alınmaktadır.

Kaleme aldığı anayasanın ve insan hakları bildirgesinin Osmanlı devletinin ilk anayasası olan Kanuni Esasi ile olan kısıtlı da olsa karşılaştırması sunulmaktadır. Böylece Bu araştırma bağlamında Velestinli Rigas’ın Osmanlı tebaası arasında etnik ayrımcılık gözetmeksizin bir birlik amaçladığı ve hürriyet, adalet ve eşitlik gibi ilkeleri ön plana çıkardığı anayasasının Tanzimat öncesi dönemde ve sonrasında Osmanlı’da anayasacılık hareketlerine ilham taşıyıp taşımadığı da irdelenmektedir.

İlaveten Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi gibi Genç Osmanlıların görüşleri ile Rigas’ın görüşlerinin anayasal haklara sahip bir Osmanlı vatandaşı konsepti oluşturma anlamında kesiştiği ve ayrıştığı konular araştırmanın kapsamı dâhilinde incelenmektedir.

Ayrıca ölümünden sonra Yunan tarih yazıcılığının kendisine biçtiği bağımsızlık şehidi rolüne ek olarak 19. Yüzyılın ikinci yarısında bir nevi Balkan Federasyonunu savunan düşünürlerin kendisinden etkilenmesi, ona ithafen kurulan örgütler ve bu örgütlerin Osmanlı da dâhil olmak üzere uluslararası organizasyon yapısı araştırmanın kapsamı dâhilindedir (O’Donnell, 2015, s. 5). Böylece Eserleri ile ortaya koyduğu düşünceleri periferisinde ölümünden sonra ortaya çıkan gelişmelere olan etkisine de değinilmektedir.

Osmanlı’da Anayasal Düşüncenin Oluşumunun Kısa Özeti

Osmanlı Devleti’nin on dokuzuncu yüzyıl ortalarında çağdaş bir devlet nizamı kurmak için ortaya koyduğu anayasa oluşturma iradesi, fikri ve çabaları iç baskılardan ve gelişmelerden daha çok dış baskıların ve gelişmelerin etkisiyle ortaya çıkar. Bu anlamda tarihsel süreç göz önüne alındığında ve on yedinci yüzyıla gelindiğinde artık on beş ve on altıncı yüzyılın görkeminin yavaş yavaş dağıldığı, düzenin bozulduğu ve bir şeylerin ters gittiği her şeyden önce kaybedilen savaşlarla fark edilmeye başlanır. Özellikle 1689 Karlofça Antlaşmasından sonra nerede yanlış yapıyoruz sorusu etrafında bir zihniyet evrimi yaşanmaya başlanır. Öyle ki zaman içerisinde noksanı tamamlama ve Avrupa’yı yakalama güdüleriyle bezenen bu zihinsel evrim sonunda ucu Türkiye Cumhuriyetine kadar uzanan çağdaşlaşma gayreti ile maalesef bu devlet nasıl kurtulur sorusu ile Türk tarihinde kendine kalıcı bir başlık bulur.

Nitekim yeni düzen arayışları bağlamında benimsenmeye başlayan arayış zihniyeti, Lale devri ile kendini göstermeye başlar. Padişah III. Ahmet ve vezir-i azam Damat İbrahim Paşa zamanında Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin Paris’e gönderilmesiyle kendini hafif hafif hissettirmeye başlayan bu arayış III. Selim tarafından başlatılan Nizam-ı Cedit hareketiyle ve devlet yönetiminde meşveret usulünün tekrar tatbikiyle birlikte kendini daha net bir şekilde gösterir.

Netice itibariyle Avrupa’nın bilim ve teknolojide ve özellikle bunların uç ve güç verdiği askeri alanda üstünlüğünün kabul edilmesinin ve bunun avam ve elit kesimlerin bilinçaltında neredeyse genel geçer bir olguymuşçasına nakşolmasının ardından başlayan noksan tamamlama süreci artık kendine Batılılaşma ya da Modernleşme adıyla yer tutmaya başlar. Özellikle evrensel bir niteliğe sahip olan 1789 Fransız İhtilalinin, Tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı Devleti içinde de bu tür yenilikçi düşüncelere farklı bir ivme kazandırdığı inkâr edilemez bir gerçektir.

Fransız devriminin cumhuriyetçi tutumu ve 19. Yüzyıl başındaki Yunan isyanlarının ardından Osmanlı anayasal düşünce gelişimi de Senet-i İttifak, Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı gibi tatbiklerin evreler halinde sunulmasıyla filizlenir.

Bu araştırmanın konusu olan Osmanlının Rum tebaasından Velestinli Rigas’ın da 1793 tarihli Fransa anayasasından neredeyse kopya etme seviyesinde esinlenerek Osmanlı Devleti için 1797 yılında hazırlamış olduğu Osmanlı Anayasa taslağı da Fransız İhtilalinin Osmanlı hâkimiyeti altındaki Ortodoks ve Katolik tebaayı ne denli etkilediğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Bununla birlikte bir gerçek daha vardır ki Mustafa Reşit Paşa gibi Osmanlı aydın ve devlet adamları, Rigas’ın ileri sürdüğü anayasa modeline en yakın biçimini en erken 1839 yılında Tanzimat’ın ilanı sonunda o da bir ölçüde gerçekleştirebilir. Akabinde Yeni Osmanlılar tarafından verilen mücadele ile Rigas tipi bir çoğulcu bir yapı ancak 1876’da o da kısa kısa süreliğine gerçekleşir ki bir süre sonra Abdülhamid’in 1908 yılına kadar sürecek istibdatına kurban gider.

Velestinli Rigas’ın Kısa Hayatı

Yunanlıların ulusal önder saydığı, 1757 yılında Tesalya’da doğan Velestinli Rigas, Fransa Cumhuriyetinden alacağını varsaydığı destekle Türkleri ve Rumları tiranlığa yani Osmanlı sultanına karşı mücadelede birleştireceğini umut eden ve bu uğurda mücadelen bir tarihi kişiliktir (Clogg, 1976, s. 182). Fransız Devrimi ilkelerinden esinlenerek Osmanlı tebaasına yönelik bir Anayasa taslağı hazırlayan ilk Osmanlı kişisi olan Rigas, sadece Rum tebaa için değil, Türkler, Bulgarlar, Arnavutlar, Ermeniler, Araplar ve Osmanlı bütününü oluşturan tüm etnik bileşenler için anayasa ile korunmuş haklar talep eder.

Kendisinin Ulah kökenli olması bir yana, ilginçtir ki, doğduğu köyde Arnavutlar ve Ulahlar da yaşadıkları için günümüzde Yunanlılardan başka Arnavutlar ve Romenlerde Rigas’ı kendilerinden saymaktadırlar. Küçük yaşlardan itibaren eğitim ile iştigal olan Rigas, gençlik yılarında okumak, çalışmak ve daha iyi bir yaşam sağlamak için İstanbul’a gider (Çete, 2020, s. 40,41). İstanbul’da özel öğretmenlik yapan Rigas, ticaretle ilgilenir ve nihayet 1782 yılında Yunan isyanının tanınmış liderlerinden Aliksandros ve Dimitrios Hypsilantis’lerin büyük babası Aliksandros Hypsilantis’in yanında kâtip olarak çalışmaya başlar. Kâtiplik ve çeviri yaparak hayatını idame ettiren Rigas, birden çok dili öğrenerek (Yunanca, Fransızca, Türkçe, Arapça, İtalyanca ve Almanca) Batı’da aydınlanma anlayışı çerçevesinde bilinen ve ünlü olmuş birçok esere ulaşabilme ve okuyabilme şansına sahip olur.

1786-1790 yılları arasında bir süre Eflak’ta yerel bir bey olan Brancoveanu’nun yanında sonrasında ise Eflak beyi Maurogenis’in yanında çalışır. Buradaki görevi bugünkü anlamıyla kâtiplik ya da sekreterliktir. Maurogenis hesabına, bir süre Osmanlı ordusunun iaşesi görevini üstlendiği gibi kaymakamlık yaptığı da söylentiler arasına girer.

İlerleyen yıllarda yazdığı meşhur eseri Thourious (Marş) şiirinde de yer verdiği Vidin beyi Pazvantoğlu Osman ile tanışır ve dostluk kurar. (Milas, 2006, s. 16). Öyle ki bu dostluk kendi aralarında bir can borcuna dönüşür. İddialara göre Rigas, idamdan kaçırarak Pazvantoğlu Osman’ın hayatını kurtarır. Savaş marşı olarak da bilinen Thourious isimli bu eserinin Rigas’ın devrim hazırlıklarını hızlandırdığı 1796 yılı içinde yazıldığı varsayılır ki ilerleyen yıllarda Yunan İsyanı döneminde dilden dile dolaşırken Pazvantoğlu’na dair kısımları çıkarılarak daha ulusçu bir yapıya dönüştürülür.

Velestinli Rigas’ın Politik Tavrının Oluşumu

Kâtip olarak geçirdiği Eflak yıllarında birden çok dile hâkim olmasından ötürü Batı’da ünlü olmuş olan ve aydınlanma anlayışını dile getiren öyküleri çevirirken entelektüel anlamda aydınlanma dönemi yazarların özgürlükçü fikirlerinden güçlü bir şekilde beslenir. Öğrendiği yabancı diller sayesinde Eflak beyliği başkomutanı Hristodulos Kirlianos’un tercümanı ve yazmanı olarak 1790 yılında Viyana’ya gider.

Rigas özellikle Viyana’da geçirdiği süre zarfında Fransız Devrimi ile anılan düşüncelerin, ideallerin ve devrimci ruhun etkisine girer. Çünkü Fransız Devrimi Fransızlara ait olmaktan çok artık dünya halklarını cumhuriyet fikrine ve bir anlamda hürriyete götüren bir düşünce akımına evrilmiştir. Fransa orduları, Napolyon komutasında Alpler’i aşıp Avusturyalılar’ı yenmiş, 1796’da Milano’da İtalya’nın “kurtuluşunu ilan etmiştir. Bu özgürleştirici ordu, birçoklarına ilham kaynağı olduğu gibi Rigas içinde çok şey ifade etmektedir.

Bu gelişmelerin farklı etnik gruplardan oluşmuş Osmanlı tebaası içinde de farklı bir heyecan kazandırdığı inkâr edilemez bir gerçektir. Osmanlı egemenliği altında yaşayan ve özellikle başta Yunanlar ve Sırplar olmak üzere Balkanlar bölgesinin etnik gruplarından birçok kimse Fransızların her an Avusturya’ya, Dalmaçya’ya, Balkanlar’a, Mora’ya gireceklerini beklemekte ya da ummaktadırlar.

İlerleyen süreç içerisinde Napolyon’un ordusunun bir sonraki hedef olarak Avusturya’ya gözünü dikmesi ve 1797 baharında Viyana’nın neredeyse düşecek hale gelmesiyle Avusturya sınırları içerisinde devrim hayranları istenmeyen insanlar haline dönüşür.

Bu yıllarda başta Rusya, Avusturya ve Osmanlı olmak üzere monarşik devletlerin Fransız devrimine yönelik tutumu demokratik ve cumhuriyetçi görüşlerin taraftarları için umut oluşturmaz. Çünkü Fransız Devrimi’nden sonra bu devletler yönetimlerini ve hanedanlarını koruyabilmek için cumhuriyetçi güçlere karşı çıkar. Özellikle Yunan kültüründe yüzyıllardır süren Rus ırkının kurtarıcı beyaz ırk olarak görülmesinden ötürü Ruslara olan yakınlık özellikle devrimden etkilenmiş Rigas gibi entelektüel kesim için 1792-1797 yılları arasında Fransa’ya kaymaya başlar.

Bu meyanda ümitvar bir tutum takınan Rigas kendi devrimci planlarına manevi ve maddi yardım talebinde bulunmak için defalarca Napolyon ile mektuplar üzerinden temasa geçmeye çalışır. Hatta bazı kaynaklarda Napolyon’un danışmanı olduğu bilgisi dahi geçer (Woodhouse, 1968, s. 122). 

Öyle ki bu durumun gerçekliğini destekleyen ilerleyen zamanla Rigas Avusturya polisi tarafından tutuklandığında ortaya çıkar. Çünkü yapılan aramaların sonunda, yanında Napolyon’a hitabeden bir mektup bulunmuştur. Mektubun dosyada kalan özetinden ve Rigas’ın Avusturya polisine verdiği ifadeden bu mektubun içeriği bilinmektedir. İlan ettiği anayasası’nı temel alacağı ve silahlı bir devrimle oluşturacağı Cumhuriyet için Napolyon’dan yardım isteyen bu mektup, Napolyon’a verilmek üzere Triyeste’deki Fransız Konsolosu Brechet’e gönderilmiştir. (Millas, 1995, s. 95).

Tutuklanmasından evvel Ekim 1797’de Rigas, bir ayaklanmayı ve Fransa’daki rejime benzer bir gelişmeyi hedefleyen eylemlerini hızlandırır. Meşhur İnsan Hakları Bildirgesi’ni ve Anayasa İlkeleri’ni hazırlar ve bastırır.

Günümüzde bu iki metin bir arada Rigas’ın Anayasa’sı olarak bilinir.

Fransız devrimi paralelinde Mora yarımadasında başlatmak istediği devriminin hazırlığı içerisindeyken bastırdığı anayasasının 2785 adet kopyası, haritalarının 33 kopyası ve 77 adet büyük İskender litografisi ile Viyana’da Avusturya Polisi tarafından yakalanır (Calic, 2019, s. 198). Hatta öyle ki Pazvantoğlu Osman bir zamanlar hayatını kurtaran Rigas’ı kaçırmaya yeltenir fakat başarılı olamaz (Gradeva, 2008, s. 60). Osmanlı’da ayrıca bir memuru öldürmek suçundan aranan Rigas, Viyana’da 7 arkadaşıyla Osmanlı hükümetine teslim edilir.

Rigas ve arkadaşları 1798’de Belgrad’da uzun bir sorgulama sonucu öldürülürler. Rigas’ın bu şekilde ölümü onu sonraları bir milli kahraman haline getirir.

Velestinli Rigas’ın Çevirileri

Rigas, Viyana yıllarında eserlerini yayımlamaya başlamıştır. İlk etapta iki eser yayımlar. Birincisi, Duyarlı Âşıkların Okulu isimli eseridir ki aslında bir çeviridir ve gerçekçi akımın öncülerinden sayılan Retif de la Bretonne’un, Fransızca’dan çevrilmiş altı öyküsünü içerir. Fenerli aristokratların ortamına katılma fırsatı yakalamış olan (Çete, 2020, s. 40,41) Rigas, Parisli kadınların serbest yaşamlarını konu edinen çevirisinde Fenerliler’in şarkılarından dizeler de ekler. Zamanın Fransız edebiyat örneği bu kısa öyküler, yaşam sevincini, özgür aşkı, liberal yaşama biçimini dile getirir, püriten anlayışa karşı çıkar. (Millas, 1995, s. 91).

İkinci kitap yine bir çeviridir. Bu çeviri Fransız ve Alman bilim adamlarının kaleme almış olduğu ve halk dilinde yazılmış bir astronomi ve fizik kitabıdır. Kitabın orijinalinde Fransızların etkisi hâkimdir. Öyle ki Rigas’ın sonraları sık sık anımsatılacak ünlü “Özgür düşünen iyi düşünür” ifadesi bu kitaptan çıkmadır.  Bu çevirinin son sayfasında Rigas, yakında Montesquieu’nün Yasaların Ruhu isimli eserini de çevireceğini ve yayımlayacağını da duyurur. Hatta iddialara göre çevirinin yarı yarıya tamamlanmıştır.  Fakat bu kitap hiçbir zaman yayımlanmaz. Muhtemelen Viyana’daki politik hava böyle bir yapıtın yayımlanması için elverişli değildir.

Viyana’da esen devrimci karşıtı rüzgâr yüzünden çalışmalarını gizlilikle sürdüren Rigas, bu sırada politik baskıdan ve muhtemelen casus gözlerden uzak durmak için eski çevirilerini de yayımlar. Bunlar arasında İtalyan Metastasio’nun Alplerin Kız Çobanı isimli eseri, Fransız Marmontel’in bir kısa öyküsü, Alman Gessner’in İlk Denizci isimli eseri ve birkaç arkadaşı ile beraber müşterek hazırladıkları Barthelemy’nin Voyage du jeune Anacharsis en Grece adlı 1788 tarihli gezi notlarının dört cildini bulunmaktadır.

Velestinli Rigas’ın Haritaları

1797 yılında ise Eflâk’ın Yeni Haritası, Boğdan’ın Genel Haritası ve Hellas’ın Haritası isimli üç meşhur haritasını yayımlar. İlk iki harita, o zamanın bu yöre voyvodaları Aleksandros Hypsilantis’in ve Aleksandros Kallimakhes’in resmini ve yazarın yani Tesalyalı Velestinli Rigas imzasını taşır. Haritaların Helenlerin ve Filhelenlerin (Yunan Dostları) adına yayımlandığına özellikle işaret edilir.

Fakat haritalar içerisinde en önemli yapıt Hellas’ın Haritası isimli üçüncü haritadır. Bu eser 12 parçadan oluşur ve 2×2 metre boyunda bir panoyu kaplayacak büyüklüktedir. Sınırladığı alan Eflak ve Boğdan bölgelerinden yani doğu Avrupa’dan Girit adasına ve Adriyatik Denizi’nden İç Anadolu’nun doğusuna kadar gitmektedir. Haritada her yöre Antik Yunan ismi ile yazıldığı gibi, Antik Yunan Uygarlığı zamanındaki önemli olaylar, ünlü kimseler de ayrıca belirtilmektedir.

Velestinli Rigas’ın Anayasası

Ortaya koyduğu bu İrili ufaklı belirli eserlerinden ve çevirilerinden sonra 1797 yılında, ‘’Rumeli, Küçük Asya, Akdeniz Adaları ve Eflak-Boğdan’da Oturanların Yönetimi Üzerine Yeni Bir Politika’’ isimli en meşhur eserini yayımlar. İnsan Hakları Bildirgesi’nin ve Osmanlı Devletinin yerini alacak çok uluslu Helen Cumhuriyeti’nin Anayasası’nı içeren bu bildiri kısaca Anayasa olarak anılır.

Türkler de dâhil olmak üzere tüm halkları kucaklayan bu bildirinin 1793 ve 1795 Fransız anayasalarından çok ciddi ilham aldığı bir gerçektir. Bununla birlikte Rigas’ın anayasasında en dikkate değer olan şey, esinlenmesi ya da ilham alması değil ona ekledikleridir. Her şeyden önce eserinin başlığı muhtevasını fazlasıyla anlatmaktadır. Esinlendiği Fransızca orijinalinin ismi sadece ‘’anayasa’’ iken Rigas kendi çevirisinin başlığına verdiği isimle hayalini kurduğu çoğulcu yapının özetini sunmaktadır. Aksi takdirde bu kadar uzun bir isim yerine eserini Helen anayasası olarak isimlendirebilirdi. Halbuki koyduğu vizyon şaşırtıcı derecede hem coğrafi ve etnik açıdan hem de içerik açısından oldukça kapsayıcıdır (Beaton, 2019, s. 54 -55).

Diğer bir ifade ile Rigas’ın Anayasa’sı 1793 ve 1795 Fransız Anayasası’ndan ilham alarak hazırlanmış olsa da onun aynısıyla bir çevirisi olmayıp Osmanlı İmparatorluğu’nun çok uluslu ve çok kültürlü yapısına uygun bir hale getirilmiş halidir.

Rigas Osmanlı İmparatorluğu değil “Helen Cumhuriyeti” adıyla hayal ettiği devlette, bir halk ihtilâliyle sultanını devirerek halk meclisi ile yönetilecek cumhuriyetçi bir düzen kurmak ister. Kurulacak bu devlet ve meclisi çok uluslu olup bütün vatandaşları eşit bir biçimde temsil edilecektir. Öyle ki Fransız anayasa metni ile Rigas’ın anayasa metni karşılaştırıldığında devletin halkından söz etmek gerektiği her durumda Rigas’ın anayasasında Osmanlı idaresi altındaki farklı etnik gruplar teker teker sıralanırken Fransız anayasası, ‘’Fransızlar’’ ya da ‘’Yurttaşlar’’ tabirini kullanmaktadır.

Rigas Balkanlar ve Anadolu için yazdığı anayasa metninde halktan söz edildiğinde sürekli olarak ‘’Din farkı gözetilmeden Hristiyanlar ve Türkler’’, ‘’Bütün insanlar Hristiyanlar ve Türkler doğal olarak eşittir’’, Anayasa bütün Helenlere, Türklere Ermenilere Yahudilere ve başka bütün uluslara eşitliği, hürriyeti, adaleti, can ve mal güvenliğini garanti eder şeklinde özenli ifadeler kullanır (Millas, 1995, s. 17-18).

Thourios (Marş)

Yine aynı yıllarda yazdığı varsayılan Thourios şiiri bugün dahi güncelliğini koruyan bir eserdir. Türkçe’ye Marş olarak çevrilebilecek bu isim devrimci bir manifesto görünümündedir (Millas, 1995, s. 98). Şiirin ana mesajı Osmanlı Sultanının devrilmesi ve yerine herkes için özgür bir yapının kurulması üzerinedir. Şiirde altı net bir şekilde çizilen iki kesim vardır. Çok uluslu bir devleti kuracak devrimin dostları ve devrimin düşmanları. Onun için dostun ya da düşmanın etnik kökeni ya da dini önemli değildir. Önemli olan devrime katılıp katılmayacakları ve tiranı devirip devirmeyecekleridir.

Keselim bu kurtları, boyunduruğu elinde tutanları

Hristiyanlarla Türklere sertlikle acı çektireni

Şiirde kullanılan kelimelerde Fransız devrimin etkisi çok açık bir şekilde görülmektedir. Kaderin garip bir cilvesi olsa gerek, Vatan, Özgürlük, Tiranlık, Adalet, Kardeşlik gibi ifadeler yaklaşık yüz yıl sonra da Genç Osmanlılar’ın diline düşecek ve Osmanlı devletinde anayasal bir düzenin kurulması için anlam muhtevası aynı ile kullanılacaktır. Şiirin tamamı Herkül Millas çevirisiyle EK-1’de sunulmaktadır.

Velestinli Rigas – Milliyetçi Bir Yunanlı mı? Cumhuriyetçi Bir Osmanlı mı?

Fikirlerinde ve eserlerinde Fransız devriminin etkisi aşikâr olan Rigas, eşitlik, adalet ve hürriyet ilkelerine dayandırdığı çoğulcu cumhuriyetçi tavrı ve karakterine rağmen Yunan Ulusal tarihçiliği tarafından Yunan Bağımsızlık savaşının ilk şehidi olarak anılır (Erman, 2019, s. 21). Aslında Yunan ulusal tarihçiliği tarafından kendine verilen bu paye tarihsel kronoloji açıdan zaten çelişkilidir. Çünkü onun verdiği devrimci-cumhuriyetçi mücadeleyi ilerleyen yıllarda ölümünden sonra bağımsızlığa ilham olarak tanımlayan Yunan tarihçiliği, Helen kimliğini saklamayan fakat devrimci fikirleri daha baskın çıkan Rigas ’tan bir bağımsızlık kahramanı çıkarma çabası içerisine girer. Öyle ki doğduğu kentin yakınlarında bulunan antik Yunan kenti Pherai’den yola çıkarak onu Rigas Pheraios olarak isimlendirir. Böylece ölümünden yıllar sonra bağımsızlık şehidi olarak lanse edilecek Rigas’ı antik Yunan ile de ilişkilendirerek milliyetçi perspektifle yorumlayacakları düşüncelerine ve aksiyonlarına altyapı hazırlarlar.

Gerçekte Yunanistan özelinde bir bağımsızlık fikri ise Rigas’ın ölümünden yaklaşık yirmi yıl sonra doğan ve gelişen bir anlayış durumundadır. Çünkü Rigas’ın ölümünün ardından Yunan siyasi düşünsel ortamı Rigas’ın altını çizdiği hiçbir grubun diğerine üstünlüğünün olmadığı ortak vatan ülküsünden uzaklaşmış ve örgütlü bir Yunan bağımsızlığı yolunda yoğunlaşmıştır. Rigas’ın tiran olarak nitelendirdiği Osmanlı sultanına karşı Dünya’nın en güzel ülkesi olarak lanse ettiği Osmanlı ülkesinin tüm bileşenlerine onu devirmeye yönelik çağrısı ölümünden sonra bağımsızlık taraftarları tarafından yavaş yavaş Düşman Türkler imgesine doğru evrilir. Öyle ki Rigas’ın tahayyül ettiği çoğulcu cumhuriyet için çizdiği haritası ondan yıllar sonra bazı kaynaklar tarafından Megali İdea’ya referans olarak da kullanılır ki bu fikrin onunla bir alakası yoktur. Megali İdea, 1820’lerde başlayıp bağımsızlığa ulaştıran Yunan isyanlarından 20. yüzyılın başındaki Balkan savaşlarına kadar Yunanistan’ın dış politikasına ve iç politikasına hâkim olan ve Osmanlı coğrafyasında yaşayan tüm Rumları büyük bir Helen cumhuriyeti çatısı altında birleştirmek isteyen milliyetçi şovenist bir fikirdir.

Rigas ayrı bir devlet kurmaktan ziyade Osmanlı İmparatorluğu içinde demokratik bir devrim gerçekleştirmek istemiştir. Elbette ki Rigas, kendisinin de altını çizdiği gibi bir Yunan/Helen kimliğine sahip biridir. Fakat Yunan tarih yazıcılığının lanse ettiği gibi bir bağımsızlık kahramanı olmaktan ziyade Fransız ihtilalinden aldığı ilhamla Osmanlı devletinin yapısını değiştirmek isteyen cumhuriyetçi ve devrimci bir aydındır. İnsanların dine ve soya bağlı olmaksızın eşit haklara sahip olmaları gerektiğini savunan Rigas, Osmanlı sınırları içerisinde topluluklar arasında cumhuriyetçi bir yapıyı tasarlayıp savunan ilk Osmanlı aydını da sayılabilir (Çete, 2017, s. 113). Öyle ki henüz milliyetçilik kavramının olgunlaşmadığı Fransız devriminin etkisinin zirve yaptığı 18. yüzyılın sonlarında yazdığı anayasa ile Yunan bağımsızlığını değil Helenlere, Türklere, Ermenilere, Yahudilere ve başka bütün uluslara eşitlik, özgürlük can ve mal güvenliği vaat etmektedir. Özgürlük, eşitlik ve adalet ilkelerini hayata geçirerek, hukukun üstünlüğünden başka sınır tanımayan, günümüzden bakıldığında federasyon tarzında bir devlet düzenini andıran bu düzen içerisinde İmparatorluğun bütün halkları eşit olacak, din ve dil farkı gözetilmeyecek, Osmanlı sultanının tiranik idaresi, yerini can ve mal güvenliğine dayalı bir düzene bırakacaktır.

Bütün bu veriler ışığında Rigas gibi eşitlik, kardeşlik ve adalet ilkelerinin etkisi altındaki cumhuriyetçi bir karakterin sonradan ulus kimliği yaratma çabasındaki çevreler tarafından Yunan bağımsızlık ihtilalcisi olarak tanıtıldığı ve bazı eserlerinin bu amaçla kullanıldığı fikri daha bir güçlenmektedir.

Öte yandan Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkim olduğu coğrafyada köklü bir dönüşümü hedefleyen bir devlet yapısı kurmak isteyen çağına göre oldukça devrimci bir ruh haline sahip Rigas, her ne kadar eşitlik, adalet ve hürriyetten bahsetse de önerdiği anayasa da Helenleri bu cumhuriyetin lokomotif gücü olarak görmesi ve resmi dil ve resmi isim noktasında iltimas geçmesi göz ardı edilemez.

Hatta öyle ki yaptığı devrim çağrısı, Hristiyanların yanında Müslümanları da dâhil eder olmuş olsa da Thourious (Marş) isimli şiirinde devrimci savaşçıları haç üzerine yemin etmeye çağırır (Brewer, 2011, s. 35). Rigas’ın kurmak istediği devlet biçiminde devletin adı resmi dili gibi kimi “Helen” özelliklerin egemen olmasını arzuladığı da bir gerçektir (Heraclides, 2010, s. 32).

Anayasası’nda bu yapının adını Helen Cumhuriyeti olarak önermesi ve devletin dilini Helen dili olarak sunması ondaki Helen kimliğinin baskın çıkmaya çalışması gibi görülebilir. Bu durumu destekleyici olarak bazı yazarlar tarafından da Rigas’ın çağına göre çoğulcu ve demokratik olan tutumunun gizli bir Helenizm içerdiği ima edilir ve farklı yorumlanır. Öyle ki Rigas’ın amacı her ne kadar Osmanlı imparatorluğu sınırlarında yaşayan bütün insanları kucaklamak idiyse de kurmayı hayal ettiği anayasal düzende egemen sınıf, Yunan doğanlar ve Yunan kültürü almış kişiler olacaktı şeklinde betimleyen ve bir Helen baskınlığının var olduğunu ima eden yazarlar mevcuttur (Clogg, 2015, s. 41). Elbette başka yazarlarda Rigas’ın devriminin Türklere karşı değil Tiran diye nitelediği Sultana karşı olduğunun altını çizerek Rigas tarafından sadece Türklerin, Bulgarların, Arnavutların, Ermenilerin ve Arapların değil tiranın zulmü altında eziyet gören Tanrı’nın tüm çocuklarının bu mücadeleye katılımının öncelendiğini önemle vurgularlar (Brewer, 2010, s. 218).

Ayrıca bu konuda, Rigas’ın hazırladığı anayasanın 7. ve 53. maddesi kendisindeki bu tartışmalı yanı için bir hayli aydınlatıcıdır. 7. madde de ‘’…devletin bünyesinde dilsel ve ya da dinî ayırım yapılmaksızın halkın tümü, yani Yunanlılar, Slavlar, Arnavutlar, Ulahlar, Ermeniler, Araplar ve Türkler egemen unsurudur…“ şeklinde geçen ifadesi ve 53. Madde de ‘’…Bütün yasalar ve keza bütün resmi evraklar daha kolay anlaşılabilmesi için Yunan dilinde çıkarılır’’ ifadesi onda ki çoğulculuk ve Helen kimliğinin somutlaşarak karşımıza çıktığı yerlerdir (Moiras, L. 2006 s. 53).

Diğer taraftan unutulmamalı ki Rigas’ın anayasasının dönemine göre ayrıcalıklı ve ön plana çıkan özelliği Resmi dili ya da isminden ziyade Helenlerin ve Türklerin (aynı zamanda diğer Osmanlı ‘milletlerinin’) bir sultan emri altında değil de oluşturulacak mecliste temsil edilerek bir arada hür ve eşit bir şekilde yaşamaları fikridir ki bu yönü tartışılmaz bir şekilde ağır basar.

Yine bir ilginç saptama olarak Rigas’ın anayasasında 16 kez Helen ya da türevi kelimelere rastlanıldığı görülür. Fakat Rigas’ın, kullandığı Helen kelimesine çok daha geniş bir anlam taşıttığı, etnik bir içerikten çok Eski Yunan’da görülmüş olan ve Helen Demokrasisi olarak bilinen yönetim biçimini kastettiği de söylenir (Millas, 1999, s. 105). Öyle ki Anayasasının girişinde Helenlerin evlatları diye çağrı da bulunurken akabinde bu halkı hiç bir ayrım olmaksızın Hristiyanlar ve Türkler olarak nitelendirmesi bu konudaki genel yaklaşımını destekler ki bu da Helenlerin ve Türklerin (aynı zamanda diğer Osmanlı milletlerinin) anayasal düzen içerisinde bir arada yaşamaları gerektiği yönündeki görüşüdür.

Her ne kadar haç üzerine yemin etmeye çağırmış olsa da inanç özgürlüğünden ve istisnasız herkesin Tanrı’nın evladı olduğundan bahsetmesi kendisinin masonluk kimliği ile de ilintili olarak daha seküler bir bakış açısına sahip olduğu kanısına da varılabilir (Stavrianos, 1958, s. 148).

Tüm bunlara ilaveten C.M Woodhouse tarafından yazılan Rigas biyografisinde Rigas’ın çoğulcu tavrı ile alakalı daha ilginç bir konuya değinilir. Yazara göre Rigas’ın Helen Cumhuriyeti olarak adlandırdığı devletin mührü bir iddiaya göre Rigas tarafından hilal ve üç yıldızla tasarlanmış ve mührün altına da ‘’Helen Cumhuriyeti, Özgürlük, Eşitlik’’ ifadeleri konulmuştur. Yine yazarın aktardığı iddiaya göre bu mühür Rigas’ın tutuklanması esnasında denize atılır. Bununla birlikte mühür tasarımı Helen Cumhuriyetinin Türklere ve Müslümanlara yönelik sıcak tavrını göstermesine bir örnek olarak sunulur. (Woodhouse, 1995, s. 25). 

Her ne kadar kahramanları olarak ilan etseler de Yunan halkı da, Rigas’ın düşüncelerinin peşinden gitti denilemez. Her türlü tiranlığa karşı bir duruş sergileyen Rigas’ın hayal ettiği devlet düzeni içerisinde sultan ya da kral rollerinin asla yer almamasına karşın isyanlardan sonra yeni kurulan Yunan devletinin başına ithal bir kral geçtiği de bir tarihsel bir gerçektir.

Yeni Osmanlılar Hareketine Etkisi ve Sonuç

Kendisinin haritalarını hazırladığı ve anayasasını yazdığı Viyana yıllarında, Filiki Eterya gibi bazı cemiyetlere öncülük ederken bu cemiyetlerde örgütlenme modeli olarak Yeni Osmanlıların da referans kabul ettiği gibi Carbonari cemiyetinin yöntemlerinin kullanılması (Billington, J. H. 1980, s. 141), örgüt üyelerinin tıpkı Yeni Osmanlılarda olduğu gibi çoğunluğunun masonlardan oluşması hatta yazar Hasluck tarafından kendisine gizli bir Bektaşilik atfedilmesi Rigas ve anayasal düzen peşindeki Yeni Osmanlılar arasındaki bazı benzer ve ilginç noktalardır (Hasluck, F.W. 1929, s. 594-595).

Bununla birlikte bir gerçek daha vardır ki Mustafa Reşit Paşa gibi Osmanlı aydın ve devlet adamları, Rigas’ın ileri sürdüğü anayasa modeline en yakın biçimini en erken 1839 yılında Tanzimat’ın ilanı sonunda o da bir ölçüde gerçekleştirebilir. Akabinde Yeni Osmanlılar tarafından verilen mücadele ile Rigas tipi bir çoğulcu bir yapı ancak 1876’da o da kısa kısa süreliğine gerçekleşir.

Unutulmamalıdır ki hürriyet, eşitlik ve adalet mefhumlarını kendilerine şiar edinen Osmanlıcılık ülküsünün önderliğinde kabul edilmiş çoğulcu 1876 Anayasası’nda da devletin resmi dilinin Türkçe olduğu, imparatorlukta yaşayan herkesin Osmanlı vatandaşı olduğu, resmi din olarak İslam dini kabul edilmekle birlikte herkesin din ve inanç özgürlüğüne sahip olduğu ve ülke topraklarının bölünmez bir bütün olduğuna vurgu yapılır. Tıpkı Rigas’ın anayasasında Yunan kimliği bir kertik ön planda tutulduğu gibi Kanun-i Esasi’de de Türk kimliği tüm çoğulculuk iddialarına rağmen bir kertik ön plana çıkarılır (Acar, 2019, s. 415).

Dolayısıyla her iki örnekte de ne kadar çoğulcu iddiasında olunursa olunsun sistemin merkezinde konumlanan ev sahibi zihniyeti ile çoğulcu anayasa ancak bu kadar olabiliyorken ülkemizde dönem dönem yapılan yeni anayasa tartışmalarında da bu durumun hala çok değişmediğini söyleyebiliriz.

Son olarak Rigas ve düşünceleri ile Yeni Osmanlılar arasında etkileşim olduğuna dair elde somut veriler olmamasına rağmen Rigas’ın Yeni Osmanlılarla ve bilhassa Mithat Paşa ile olan ilişkisi ise farklı bir yüzyılda farklı bir şekilde tezahür ettiğini söyleyebiliriz. İddiaya göre Demokratik Doğu Federasyonu ya da Rigas Topluluğu adında 19. Yüzyılın ikinci yarısında kurulmuş bir gizli yapının İstanbul sorumlusu sadrazam Mithat Paşa’dır. Topluluğun amacı Güney Doğu Avrupa ve Osmanlı bölgelerini Batı’nın Emperyalist tehdidinden korumaktır. Atina’daki kurucusu ve fikir babası Panayiotis Panas isimli bir gazetecidir. Masonik ilişkiler halesinde bir araya gelmiş Mithat Paşa, destekçisi Prens Mehmet Abdulhalim Paşa ve Ferdinand Oddi gibi isimlerin doğrudan ya da dolaylı rol aldığı bu yapının Sultan Aziz’in devrilmesinden İstanbul’daki mason yapılanmasına ve Mısır’daki taht kavgalarına kadar uzanan ilişkilerde yer aldığı karmaşık bir ağ karşımıza çıkmaktadır. (O’Donnell, K.A. 2015)

Bu anlamda Rigas’ın düşüncelerinin Yeni Osmanlılar hareketine ne denli etkide bulunduğu konusunu da daha fazla araştırılması gereken bir konu olarak beklemektedir.

Kaynaklar

  1. clogg, R. (1981). balkan socıety ın the age of greek ındependence. THE MACMILLAN PRESS LTD, LONDON.
  2. KITROMILIDES, P. m. (2013). ENLIGHTMENT AND REVOLUTİON – THE MAKING OF MODERN GREECE. HARVARD UNIVERSİTY PRESS, LONDON.
  3. FABBE, K. (2019). DISCIPLES OF THE STATE? RELIGION AND STATE BUILDING IN THE FORMER OTTOMAN WORLD.  CAMBRIDGE UNIVERSİTY PRESS
  4. WOODHOUSE, C.M. (1995). RHIGAS VELESTINLIS – THE PROMARTYR OF THE REVOLUTION, DENISE HARVEY, LIMNI, GREECE
  5. O’DONNELL, K.A. (2015). THE DISINTERGRATION OF THE DEMOCRATRIC EASTERN FEDERATION AND THE DEMISE OF ITS SUPPORTERS 1885-1896 AND THE POEMS OF OSSIAN, ATHENS, ATINER’S CONFERENCE PAPER SERIES, NO: MDT2015-1416
  6. BENLİSOY, y. (1998). öteki osmaNLILAR, VİRGÜL DERGİSİ (8) 1301-5307
  7. KARA, S. (2017). İBRAHİM MÜTEFERRİKA ÖNCESİ İSTANBUL’DA YAHUDİ MATBUATI (1493-1729), DÖRT ÖĞE DERGİSİ (12) 2146-7064
  8. TÜRKKAN, H. (2013). OSMANLI DEVLETİ’NDE MODERN ANAYASAL HAREKETLERİN BAŞLANGICI VE OSMANLI ANAYASA DÜŞÜNCESİNE RİGAS FERRİOS’UN ETKİSİ, HISTORY STUDİES – INTERNATIONAL JOURNAL OF STUDIES, VOLUME 5, ISSUE 4, 1309-4173
  9. HANİOĞLU, ş. (2008). A BRIEF HISTORY OF THE LATE OTTOMAN EMPIRE. PRINCETON UNIVERSITY PRESS, NEW JERSEY
  10. CLOGG, R. (1976). THE MOVEMENT OF GREEK INDEPENDENCE 1770-1821. THE MACMILLAN PRESS LTD, LONDON
  11. çete, A. (2020). YUNAN HİKÂYELERİNDE KADIN VE ULUSAL KİMLİĞİN ÜRETİMİ (1880-1922). DOKTORA TEZİ, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
  12. BEATON, R. (2019). GREECE – BIOGRAPHY OF A MODERN NATION. THE UNIVERSITY OF CHICAGO PRESS, CHICAGO
  13. MILLAS, H. (1995). VELESTİNLİ RİGAS’IN ANAYASASI, TARİH VE TOPLUM DERGİSİ CİLT 23, SAYI 134
  14. WOODHOUSE, C.M. (1968). MODERN GREECE – A SHORT HISTORY. FABER AND FABER LTD, LONDON
  15. GRADEVA, R. (2008). WAR AND PEACE IN RUMELI. THE ISIS PRESS, ISTANBUL
  16. ERMAN, A. (2019). ERKEN DÖNEM OSMANLI DEVLETİ – YUNANİSTAN KRALLIĞI İLİŞKİLERİ- PROBLEMLER, ÇATIŞAN82017 FAKTÖRLER VE UZLAŞMA. DOKTORA TEZİ, HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
  17. ÇETE, A. (2017). RİGAS VELESTİNLİS VE NAMIK KEMAL’DE OSMANLICILIK DÜŞÜNCESİ. DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ CİLT 4, SAYI 2, 2147-4419
  18. BREWER, D. (2011). THE GREEK WAR OF INDEPENDENCE. THE OVERLOOK PRESS, NEWYORK
  19. HERACLİDES, A. (2010). THE GREEK TURKISH CONFLICT IN AEGEAN. PALGRAVE MACMILLAN, LONDON
  20. CLOGG, R. (2015). YUNANİSTAN’IN KISA TARİHİ. (D. ŞENDİL, ÇEV.). BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ YAYINEVİ, İSTANBUL
  21. BREWER, D. (2010) GREECE – THE HIDDEN CENTURİES. I.B. TAURIS & CO LTD. LONDON
  22. MİLLAS, H. (1999) YUNAN ULUSUNUN DOĞUŞU. İLETİŞİM YAYINLARI, İSTANBUL
  23. stavrıanos, l.s. (1958) the balkans sınce 1453. rınehart & company ınc, usa
  24. acar, ü. (2017). MEŞRUTİYET DÖNEMİ DÜŞÜNCE AKIMLARI VE GÜNÜMÜZE YANSIMALARI. TÜRKİYE SOSYAL ARAŞTIRMALAR DERGİSİ YIL 23 SAYI 2
  25. MOİRAS, L. (2006) 1909 GUDi DARBESİ’NİN TÜRK VE YUNAN KAMUOYUNA YANSIMASI. YÜKSEK LİSANS TEZİ, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
  26. BILLINGTON, J.H. (1980). FIRE IN THE MINDS OF MEN. BASIC BOOKS, INC. PUBLISHERS, NEW YORK
  27. HASLUCK, F.W. (1929). CHRISTIANITY AND ISLAM UNDER THE SULTANS. OXFORD AT THE CLARENDON PRESS

 

(Visited 13 times, 1 visits today)
 

Tags: , , , , , , , , ,

 
 

Share this Post